Kategoriler
Kişisel

Yüksek Benlikle Sohbetler “2” Çabalama Hissinden Kurtulmak!

Sürekli birşeyler yapma çabası insanı sıkıştırıyor. Bu “çabalamak” halinden vazgeçebilmek için ne yapmalı?

– Burada ve şimdi. Burada ve şimdi yaşamalı. Siz insan bedeninizde dünyaya doğduğunuz andan itibaren bir sonraki hamlenizi düşünmeye odaklanmanız gerektiğine eğitiliyorsunuz. Beyniniz herşeyi kıyasladığından ve sıralamaya koyduğundan, yani döngüsel değil lineer algıladığınızdan hep bir sonraki bir sonraki şeklinde düşünüyorsunuz. Doğal olarak bu da davranışlarınıza yansıyor. Böyle davrandıkça böyle düşünmeye devam ediyor, böyle düşündükçe böyle davranıyorsunuz.  Çocukken teneffüs yetişkinken tatil dediğiniz aralarda kendinizi çok iyi hissedersiniz. Çünkü oralarda gerçekten kim olduğunuzu hatırlıyorsunuz. Bu hayatın aslında eğlenmek için olduğunu hatırlıyor ve sadece kendinize iyi gelen şeyleri yapmak için kendinize izin veriyorsunuz.  Buna izin verebildiğiniz bir hayat düşünsenize. Sadece kendinize iyi gelen şeylere izin verebildiğiniz bir hayat. Bu fikri bile ilk okuduğunuzda aklınıza hemen neden mümkün olmayacağı geliyor. Oysaki işe “basitleştirerek” başlayabilirsiniz.

Her gün işe gidip fatura ödeme sorumluluğu hissetmeyi nasıl basitleştirebiliriz?

Bir konuyu basitleştirmek için sizin için en zor sorudan başlamanız çok ironik değil mi? 🙂 İşte zıtlık bunun için var. Dengeyi bulabilmek için. Gelelim kolaylaştırmaya. Önce basit birşeylerden başlayın.  Sabah yatakta gözlerinizi açtınız. İlk düşüncelerinize dikkat edin ve hissettiğiniz ilk şeye. Bu her ne ise bilinçli olarak düşüncelerinizi manipüle ederek  bundan biraz daha iyi gelen bir düşünce bulun ve onu düşünün. Onun duygusuna girin. Örneğin ilk düşünce “off.. sıcacık yatağımdan çıkıp işe gitmek istemiyorum. Bir de öncesinde çocukları okula bırakmak zorundayım” ise, bunu hemen “şükürler olsun yatağım sıcacık ve ben her sabah bu sıcaklığa uyanıyorum. Bana ve yaptığım şeylere ihtiyacı olan insanlar var ve her gün gidip işyerinde aslında farkında olmadan onlarca kişinin hayatına dokunup, kaderlerini değiştirip, katma değer sağlıyorum. Tabi bunu yaparken kendi yaşamımı da anlamlı kılıyorum. Sıkıldığım işler bana neyi istemediğimi göstermek için var. Onlar olmasaydı ne yapmak istediğimi asla bilemezdim. Bugün sıkıldığım işler vasıtası ile nelerden zevk aldığıma odaklanıp, onları arttırmak için birşeyler deneyebilirim. Tam da bugün o işyerine gidiyor olmam tesadüf olamaz, bir anlamı olmalı.” Ve bir anlam bulmak eğlenceli olabilir. “Şükürler olsun ki çocukların okulu var. Hergün arkadaşları ile gidip, sosyalleşip gelişmelerine hizmet ediyorum. Onlar için herşeyin en iyisini yapmak için elimden geleni yapıyorum. Ben Harika bir anneyim (ya da babayım)” gibi..

Yani durumları ve eylemlerinizi yargılamaktan çıkıp, tüm bunların anlamına ve bu anlamın hayatınıza katacağı güzelliklere zihniniz açmanızdan bahsediyoruz. Bir kere yapmaya başlarsanız ve her sabah bıkmadan ve yine zihninizin getireceği direnci de doğal karşılayarak, bilinçli olarak düşüncelerinizi odaklamaya devam edebildiğinizde.. (ki salında bütün gün yaptığınız aslında bu, sadece bilinçsizce odaklanıyorsunuz veya bilincinizi manipüle eden dış etkenlerin düşünmenizi istediği şeyleri düşünüyorsunuz)

Bu faturaların ödenmesini nasıl kolaylaştıracak pek anlamadım?

Bir durumu kolay ya da zor yapan sizin o konu hakkındaki algınızdır. Algınız bir perspektiften olaya doğru hareket eder. Hangi gözlükle baktığınıza bakın. 100 TL’lik bir fatura kimisi için ödemesi kolay, kimisi için ödemesi zor bir faturadır. Kolay ya da zor olan 100 TL’lik faturanın kendisi değildir. Herkes kendi subjektif gerçeğinde yaşar. Avustralya’daki çölde yaşayan aborjin kabilesi için böyle bir zorluk söz konusu bile değildir. Onların gerçekliğinde fatura dahi yoktur. Anlattığınız hikaye sizin yaşam kalitenizi oluşturur. Durumlar hakkında yaptığınız yorumlara bakın. Kurban olmayı sevdiniz. Çünkü orası bolca sevgi ve şefkat alabileceğiniz bir alan. Ama kurban rolündeyken sevgi ve şefkati kendi içinizden, kaynaktan değil, dış dünyanızdan alırsınız. Ve bu sizi zamanla daha da dışarıya bağımlı kılar. Tam zıddı olan kahraman rolü için de aynı şey geçerlidir. Aslolan dengeyi bulmak olacaktır. Denge olduğu zaman zihin sakinleşir ve siz onu ne düşüneceği konusunda yönlendirebilirsiniz. Size diyoruz ki “Düşüncelerinizi seçin, sizi iyi hissettiren düşünceleri seçin ve sihri seyredin” Zaman denilen araca saygı duyun ve kendinize iyi hislerinizde kalabilmek için biraz zaman verin. Tadını çıkarın, hayatın tadını çıkarın.. Alırken, verirken, giderken, gelirken, aktifken, pasifken, patronken, işçiyken, ebeveynken, çocukken, aceleciyken, sabırlıyken, sevgi doluyken, tahammülsüzken…Bunların hepsi siz seçebilin diye zıddı ile varolmuştur. Ne seçeceğinizin bilinçli olarak farkında kaldığınızda hayatınızın kontrolünü elinize alırsınız. Düşüncelerin nereden geldiğine bakın, eski alışkanlıklarınız ve öğrenilmişlikleriniz ile paralel olduklarını ve hep kendilerini tekrarladıklarını görürsünüz. Size diyoruz ki yeni düşünceler tekrar etmeye başlayın. Bu düşündüğünüzden 🙂 daha kolaydır.

Yine de çok durduğum zaman birşeyleri kaçırıyorum gibi hissediyorum..

İçinden yaparsan seni iyi hissettireceğini bildiğin birşeyi yapmayı geciktiriyorsan ya da erteliyorsan, direnç hali yaratırsın ve bu kötü hissettirir. Burada birşeye dikkat çekmek istiyoruz. Size iyi gelecek olan şeyi “iyi geleceğini düşündüğünüz şey” değil, “iyi geleceğini hissettiğiniz şey” olarak seçmelisiniz. Yani düşünceleriniz sizi geçmiş alışkanlıklarınızı tekrar ettirecek eylemlere yönlendirir. Ama hisleriniz sizi tam şu anda iyi hissedeceğiniz eylemlere yönlendirir. Bazen bu durmak da olabilir. Dururken kendini iyi hissediyorsan, orada boş durmuyorsun, kendin için yaratabileceğin en keyifli anı zaten deneyimliyorsun demektir. Size keyif veren şeyleri gerçekleştirirken, eylemlerinizde ya da durağanlığınızda çaba ve mücadele yoktur. Sadece akışta hissedersiniz. Nefes alıp verir gibi yaşarsınız. Herşey akar, yaşam canlıdır. Almak da vermek de iyi hissettirir. Akışın devam edeceğinden emin hissedersiniz. Taki bir “eski alışkanlık düşüncesi” gelip sizi bölene kadar. O düşüncenin farkında olup değiştirin diyoruz, yani nefes alıp vermeye devam edin. Gün içinde sık sık nefesinize dönün. Gözlerinizi kapatıp içinizi havayla doldurup, gevşeme ve boşalma hissinin güzelliğini yaşayın. Ve gününüze oradan devam edin. Algınız o hislerden doğru çalışsın…

Sevgiyle,

Yogini Hande

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir