Kategoriler
Kişisel

Yüksek Benlikle Sohbetler 7 “Hiçbir şey tesadüf değil”

Hiçbirşeyin tesadüf olmamasından biraz bahsedebilir miyiz?

– Tabii ne öğrenmek istiyorsun?

Heh 🙂 Netlik önemli değil mi? Yani cevap almam için net olmam lazım. Oralarda işler böyle işliyor değil mi?

– Her yerde işler böyle işliyor. işlerin işleme haline direnç oluştuğu zaman kaos gibi görünmeye başlar.

Peki tam olarak ne söylemek istediğimi biraz daha spesifik olarak ifade etmeye çalışayım. Ben hiçbirşeyin tesadüf olmadığına inanıyorum. Bu benim mikro bakış açımdan gördüğüm. Makro açıdan nasıl oluyor da hiçbirşeyin rastlantısal olmadığı bir döngü hayatın spontaneliği ve sonsuz seçenekliliğinden bu kadar düzenli işliyor?

– Makroyu algılamak istiyorsan zihninin getirdiği sınırlı bakış açılarından öteye geçmelisin. Aslında herşey kendi içinde hem makro hem de mikro bir yapı oluşturur. Bedeniniz, içinizdeki hücreler açısından bakılırsa makro bir yapıdır. Ama evrenden (uzaydan) bedeninize doğru bakarsanız bedeniniz mikro bir yapı olarak ifade bulur. Yani herşey hem mikro hem makrodur. Her mikro sistem kendi oluşunda makro düzene katkı sağlar. Mikrodan makroya doğru işler/oluş sürer gider. Yani yaşamın kendiliğindenliğinde herşey o kadar sonsuz bir araya gelme ve olma halindedir ki, artık rastlantıdan söz edilemez. İki tane iç içe geçmiş sonsuz olasılık düşünün. Bu olasılıkların ortaya çıkışı rastlantı mıdır?

İç içe geçmişlik ilginç geldi. Yani herşey iç içe mi? (Zihin sıraya dizilmiş olarak algılamaya daha yatkındır)

– Evet herşey iç içe. Bu yüzden hiçbir şey birininden ayrı değil.

Bu kavramları günlük hayatın gündelik sorunları ile örtüştürmek biraz zor oluyor. Yani herşeyin iç içe olduğunu bilmek, yarın işe gidip çözmem gereken meselelere pek yardımcı olmuyor gibi..

– Nereden baktığına bağlı.. Öncelikle hayata ve yaşadığın deneyimlere “çözmen gereken sorunlar” bağlamında yaklaşırsan, gerçeğin bu olur. Kendi gerçeğinizi kendinizin yarattığına artık uyanıyorsunuz. Siz uyandıkça bunun kanıtları da realitenizde belirmeye başlıyor. Ama önce merkezin siz olduğunu anlamalısınız. Hayat size doğru olan birşey değildir. Sizden doğru olan birşeydir. Hem mikroya hem makroya doğru. Gün içinde yaşadıklarınıza kendinizi geliştirmek için bir deneyim fırsatı olarak anlam verebilirseniz işler kolaylaşır. Yani durumlar hakkındaki algınızı değiştirmek, zihinsel egzersizler yapmak çok işe yarar. Herşeyden önce hayatı kendiniz için keyifli hale getirmeye odaklanabilirseniz. o zaman realiteniz de buna hizmet edecek şekilde olulacaktır. Yaşamla kurduğunuz bağlara, daha doğrusu “bağlamlara” bakın…

Devam edecek..

Sevgiyle,

Yogini Hande

 

 

 

 

Kategoriler
Kişisel

Yüksek Benlikle Sohbetler “6” Tamamlanma…

Birilerini değiştirmeye çalışmaktan söz ediyorduk..

– Evet. Hiç kimse hazır olmadığı bir bilgi veya bilinç seviyesine açılamaz. Gerçeği hazır olmadığı bir boyutu ile göremez, duyamaz ve algılayamaz. Başka birine kendi farkında olduğun birşeyler fark ettirmeye çalışmak nafile bir çabadır.  Birşeyler anlatma çabası  düzeltme ya da tamamlama arzusundan kaynaklanır. Bu da senin onu eksik veya yanlış gördüğünü gösterir. Oysa kimse yanlış veya eksik olamaz. Hepiniz Yaradan’ın kusursuz ifadelerisiniz. Her birey tam olması gereken yerde, olması gereken kişilikte, olması gereken bilinç düzeyindedir. Resmin tamamını görebilseydiniz çeşitliliğin getirdiği zenginliğe hayran olurdunuz. Şu anda hala pek çok insan herşeyi kendi bireyselliğine benzetme çabası içinde. Bu egonun işidir ve farkında olursanız büyük bir bilinç sıçramasına hizmet edebilir. Birini her olduğu gibi kabul etmediğinde, aslında sen Yaradan’ın o ifadesini red ediyorsun. Kendinde buna dahilsin. Kaldı ki birini değiştirmek istiyorsan bak bakalım bunda senin ne çıkarın var? O değişirse sana ne olacak? Kendinde eksik gördüğün bir parçanı (özsevgi , özdeğer, özsaygı.. vs ??) hangi parçanı tamamlamış olacaksın? Peki bu mümkün mü? Dışarıdan gelecek herhangi bir etki ile kendini tamamlanmış hissetmen mümkün değildir.  Çünkü kendinin muhteşemliğini, tamlık ve bütünlüğünü, o aradığın sevgi, saygı ya da değerin bizzat kendisi olduğunu reddetmek bizzat içeriden gelir. İçeride olan ancak içeride çözülemez mi?

Bu hastalıklarınızı ilaçla çözmeye çalışmaya benzer. Oysa hastalığınıza neden olan kendiniz hakkındaki fikirlerinizdir.  Ya da durumlar hakkındaki.. Ya da başkalarının sizin hakkınızdaki fikirleri hakkındaki fikirleriniz. Ama kaynak siz değilmiş gibi yine çözümü dışarıda arasınız. Yanardağ içeriden ısınmaktadır ama siz dışa püskürmüş lavları soğutmaya çalışırsınız. Ne kadar nafile bir çabadır..

Gözlemle kendini. Günlük hayatında sevdiğini söylediğin insanları değiştirmeye çalışıyorsan o sevgi değil tamamlanma ihtiyacıdır. “Tamamlayarak” tamamlanma ihtiyacıdır. Sen zaten tamsın. Her bir kişi tam. Tam olanı tamamlayamazsın. Kendinle ve diğerleri ile ilgili tam olmadıkları fikrini değiştirme ve içselleştirmenin zamandır. Özgür bırak, özgürleş. Bugüne kadar düşünmeye alıştığın ne varsa değiştirmeye hazır ol. Bu oyun bu yüzden zevklidir. Şimdi daha da eğlenceli olacak. Yeni yaratımların için sabırsızlanıyoruz..

–  Teşekkür ederim. İçimden bir ses bu yazıları her okuduğumda başka birine dönüşeceğimi söylüyor. 

– Bu yazılarla ilgili değil. Kendini dinlemeye başlayan dönüşecektir. Unuttuklarını hatırlayacaktır. Hatırladıkça hayat çok zevkli bir hal alacaktır. Bu yazıları okuyan herkes başka anlayışlarda olacak. Farklı anlamlar çıkaracak. Ve herkes algıladığı gerçekliği yaşadığında o düzlemden reaksiyon verecek. Çeşitliliğin getirdiği zenginliği gözlemle. Bu gerçek bir zenginliktir. Bunun idrakına varmak bolluk ve bereketinizin sırlarından biridir.

Peki.. Farkı bir gündeme geçiyorum. Bazen kendimi tıkanmış gibi hissediyorum. Yani bunun alışkanlık olduğuna biliyorum. Hani şu hep söylediğiniz “düşünce alışkanlığı” durumu sanırım..

Tıkanmanın bir tek sebebi var. Kendi değerini sorgulaman. Artık kendini başkalarının gözlerinden, fikirlerinden, dokunuşlarından tanımlama devri bitti. Tıkanmış hissetmenin sebebi artık orada enerji akışı yok. Oradan nefes çekemezsin, beslenemezsin.

Rüzgar kesildiğinde bu yelkenlinin değeri ile ilgili değildir. Rüzgarı oluşturan doğal koşulların değişmesi ile ilgilidir. Yeniden rüzgarı hissedene kadar kendinle güven içinde kalabilmelisin. Denizin ortasında yapayalnız bile hissetsen bunun senin güvenli doğan olduğunu hatırlamalısın. Yani rüzgarın şiddeti ya da nereden geleceğini düşünerek anın tadını kaçırma. Yaşamının seni getirdiği yerde tam olması gereken yer, durum ve hızda olduğunu bil. Rüzgar geldiğinde yeniden akış başlayacak. Ve rüzgar kaçınılmaz. Durmanın ve hayatın kendiliğindenliğinin tadını çıkar..

Hala öfkem birilerine yöneliyor bazen. Bu kadar çalışmaya ve farkındalığa rağmen..

– Kavga etmek zihnin bir halidir. Kendi cevap bulamayınca,  eldeki cevaplardan tatmin olmayınca etrafa saldırır. Olumsuz duyguların başkaları yüzünden olduğunu düşünmek çok kolay ve tatmin edicidir..

Devam edecek..

Sevgiyle,

Yogini Hande

Kategoriler
Kişisel

Yüksek Benlikle Sohbetler “5” Kendinize Torpil Geçin!

Farkında olmadan başkaları ile empati kurup onların duygularını taşımaya başladığımız doğru mu? Sabah enerjim çok yüksekti. Ama şu anda (öğlen) sebepsiz yere enerjimi çok düşük hissediyorum. Başım ağrıyacak gibi. Eğer bu doğru ise herşeyi kendi merkezimizden yarattığımız inancım ile ters düşüyor da başkasının etkisinde olmak…

– Evrende herşeyin bir çekim alanı vardır. Ve herşeyin yeri, durumu ve başından geçenler buradan kaynaklanır. Yani kendi merkezinden. Gezegenler gibi düşün. Güneş sisteminizin bir arada akmasının sebebi gezegenlerin çekim gücüdür. Bedeniniz için de aynı şey geçerlidir. Tüm maddeler gibi bedeninizdeki hücre ve yapı taşlarını bir arada tutan şey birbirlerine uyguladıkları çekim kuvvetidir. Yani herşey merkezden başlar, oradan değiştirilebilir ama diğer herşeyle de doğal bir ilişki içindedir. Yakınlarınızdakilerin frekanslarından (titreşim seviyelerinden) etkilenmeniz bu nedenle mümkün ve doğaldır. Burada önemli olan şudur ki, karşında negatif (düşük) frekanslı biri varken senin kendi ayarlarını manuel olarak kontrol etmen gerekir. Ama bunun için dikkatini kendi duygularına ve kendi içine yöneltmiş olman gerekir. Oysa siz dikkatinizi dışarıya yönlendirmeye alışıksınız. Dışarının farkına varmak ve orayı keşfetmek kadar kendi iç dünyanıza mesai ayırabilseniz duygularınız, frekansınız, düşünceleriniz ve realiteniz çok değişir. Hatta siz kendinizi o kadar iyi hissetmeye ayarlayabilirsiniz ki karşınızdaki negatif insan farkına varmadan kendini size uyumlanmış bulur. Ve ortaya harika yeni bir senaryo çıkar. Diğerlerinin etkisi altında kalacağına inanmak “kurban” bilincinin bir uzantısıdır. Siz kendinizin farkında olduğunuz ve ne hissedeceğinizin kararını kendi elinizde tutacak kadar merkezinizde kalıp, gücünüzü kendi elinize aldığınızda bu konu kendiliğinden çözülür.

Buradaki bir yanılgı da başkalarını iyi hissettirmeye uğraşırken aslında kendi neşe ve coşkunuzdan olmanızdır. Birini inanmadığı birşeye ikna etmeye çalışmak kişinin kendisinde dönüp bakması gereken bir alışkanlığını gösterir. Kendini iyi hissetmek için başkalarının da senin gibi hissetmesi ya da düşünmesine ihtiyacın olduğunu gösterir. Konuyu bu tarafından al ve açık veya üstü kapalı olarak “Acaba ben başkalarını değiştirmeye çalışıyor muyum? sor kendine. Bunu yaparken enerjin (frekansın) düşmüş ve kendini yorgun hissetmeye başlamış olabilirsin. Senin yolun insanlara kendileri olabilecekleri alanı sağlamaktan geçiyor. Buna niyet ettin ve bunun pratiğini yapıyorsun. senin gibi çok insan var. Bu güzel bir seçim..

–  Sen benim iç sesim olduğun için kendime torpil geçip, kendi kendimi övüyormuş gibi hissettim :))

Eee öyle olduğunu varsayalım. Bu neden kötü olsun ki? Siz insanlar iç sesinizi, kalbinizin sesini bastırmaya, kendinizle ilgili iyi şeyleri masaya koyduğunuzda kendinizi kötü hissetmeniz gerekiyormuş, şımarıklık ediyormuş gibi hissetmeye garip bir alışkanlık edindiniz. Kendi kendini övmekten daha sağlıklı bir durum yoktur. Haydi şimdi başlayın. Gözlerinizi kapatıp, kendinizle ilgili güzel şeyler söylemeye başlayın. zihin hemen aksine gidebilir, dirence geçebilir (bu ne ya çok saçma diyebilir) sorun yok. İnatla güzel şeyler söylemeye devam ve birazdan gevşek bir gülümseme gelecek yüzünüze ve beden kimyanız değişmeye başlayarak, rahatlayacak. Aşık olduğunuzdaki gibi bir his. Hem de kendinize.. Bu hayattaki en güzel hislerden biridir…

Devam edecek…

Yogini Hande

Kategoriler
Kişisel

Yüksek Benlikle Sohbetler “4” Çoktan Seçmeli Yaşamdan, Hakikati Seçmeli Yaşam’a

Bu akşam bir masal anlatmak istiyoruz..

Bir varmış bir yokmuş.. Bir köyde bir çocuk doğmuş. Annesinin şefkati babasının dayağı ile büyümüş. Çocukken sokaklarda top koşturmuş. Şefkate ihtiyac duyanları sahiplenmiş korumuş, canını sıkanları şiddetle oyunlardan kovmuş. Büyümüş bir iş bulmuş. İşe başladığında öğrendikleri ve yaptıklarından haz duymuş. Patronu onu sık sık tebrik etmiş, ödüllendirmiş. Sonra herşey monotonlaşınca eski hevesi kalmamış. Patronu ilk krizde onu gözden çıkarmış. Ticarete başlamış, kendi işinin patronu olmuş. En yakın arkadaşının büyük bir borcunu kapatmış. Arkadaşı ona çokça minnet duymuş. Evlenmiş. Arkadaşları ile yemek yiyip içki içtiği o gece, hamile karısını hastaneye yetiştirirken arabası ile bir çocuğa vurmuş. Hastaneye karısı ve yaralı çocukla varmış. Karısı doğurmuş. Yaralı çocuk ölmüş. Kendi baba olmuş, bir başkasının babalığı son bulmuş. Diğer baba ona nefret dolmuş.. Kendi çocuğuna baktıkça bu anıları hatırlamış. Kendi vicdanı ile hesaplaşmasından, zaman zaman oğlundan uzak durmuş.. Sevgisiz hisseden oğlu bu durumu kendinden bilmiş. Hayat böyle sürerken…

Bu adam nasıl biridir?

a) Anne ve babasının gözünden…

b) Çocukken oynadığı çocukların gözünden…

c) Patronunun gözünden…

d) Yardım ettiği arkadaşının gözünden…

e) Yiyip içtiği arkadaşları gözünden…

f) Karısının gözünden…

g) Oğlunun ölümüne sebep olduğu babanın gözünden…

h) Oğlu gözünden…

ı) Kendi gözünden…

i) Sizin gözünüzden…

j) Hepsi

“j” seçeceği Tanrı Gözü’dür.. O sizi hakikate götürür.. Yaşamınız boyunca kendinizi sizi kendi açısından yargılayan gözlerde deneyimlediniz. Siz de kendi bakış açınızdan diğerlerini yargıladınız. Artık yükselme zamanı gelmiştir. Ne sizi yargılayanların sınırlı bakış açısı hakikattir ne de sizin onlara baktığınız açı.. Bu sadece onların ve sizin algısal gerçekliğinizdir. Hakikati görmek için Tanrı gözünüzle bakın. Tüm yargılardan ve bakış açılarından yükselerek bakın. Hepsini kapsayan ve kabul eden açıdan. Ve herkesten önce kendinize Tanrı gözünüzle bir bakın. Siz bunu yapmaya muktedirsiniz…

Devam edecek..

 

Sevgiyle,

Yogini Hande

 

 

 

Kategoriler
Kişisel

Dişi’ye..

Bir savaşçının kızı olarak doğdun.

Aldın yaratıcılığını, doğurmadın ya da doğurdun..

Birşeyler fark ederdi belki eğer bilseydin,

“Neyi”, “nereye”, “neden” koydun..

Bir savaşçının oğlu olarak doğdun.

Silah tuttun, öldürdün, aldın ötekine vurdun.

Yüreğin çırpınırken haklıydı, belirsizdi gelecek..

Gidemedin bırakıp da, çok acı vardı üstü örtülecek.

Bilmiyordun kime, neye, niye hizmet..

Hani dünya bir bilmece,

Her bir terk ediliş yarım kalmış bir hece,

Sen uzun uzun düşünürken her gece,

Bil bakalım ne oldu?

Bir sen bir de “O” doğdu..

 

Sevgiyle,

Yogini Hande

 

Kategoriler
Kişisel

Erkeğe..

Bir secde anıdır belki hayata seni bağlayan,

Belki de isyan etmek için uyandın bugün..

Nerede olursa olsun ruhun,

Arayışı yuvadır, derindir çağırışı sonsuzluğun.

Bilmek mi daha kolaydır olmak mı?

Yanmak mı daha kolaydır kül kalmak mı?

Söyle bana aşık!

Kendine dönmek mi daha kolaydır aynalara kızmak mı?

Öfke büyük bir dalgaysa eğer,

Sevgi teknen olsun.

Seni yüreğinin en uzak kıyılarına vursun.

Sen ki orada el değmemiş bir koysun..

Yaradan’ın seni beklediği “gelse de artık, nur dolsa” dediği..

 

Sevgiyle,

Yogini Hande

 

 

 

 

 

 

Kategoriler
Kişisel

Lider misiniz Hizmetkar mı? Peki ya sebebini biliyor musunuz?

Ne öğrendik bugüne kadar? Pek de bir önemi yok. Diyeceğim o ki ne öğrendiysek onun kölesi olduk.. Önemli olan da bu.. En sağlam sınırlarımızı bildiklerimiz oluşturuyor. Bize öğretilen tüm sistemlerde bir değeri, bir lideri, bir sosyal, dini ya da siyasi ideolojiyi izlememiz gerekiyor. Ya onlardan olmak gerekiyor ya da diğerlerlerinden.. Şu hayatta bağımsız bir aday olmak asla desteklenmiyor, öğretilmiyor 🙂 Başarı içinse diğerlerini muhakkak yenmek lazım, haksız çıkartmak lazım. Peki ya hepimiz haklıysak? Kendi biyolojik, psikolojik ve manevi dünyasına uyanan insan işte artık bunları kavrıyor.. (Şükürler olsun)

Son döneme kadar kimse kendi eşsizliğimizden, kendi bireysel potansiyelimizden ve kendi kendimizin lideri olabileceğimizden bahsetmedi.

Öyle bir lider ki hem kendinin hem geri kalanın en güçlü hizmetkarı olabilen.

Öyle bir lider ki gücünü hizmetinden alan..

Ve hizmeti her bireyi kendi potansiyeline yaklaştırmak olan.. Öyle bir lider ki diğerleri onu izlesin değil, kendi iç seslerini izlesin diye uğraşan..

Kendi doğrularına itaat arayan değil, etrafındaki her bireyin kendi içinde, kendi doğrusuna inanabilecek gücü bulmasını sağlayan.. Kendini buna adayan. Kendi içinde kendi hizmetine liderlik eden bir lider yani.

Ama bunun için önce kendisini çok iyi yetiştirmesi lazım değil mi? Diğerlerinin de kendiliklerinde en az kendisi kadar özgün, kendisi kadar değerli ve anlamlı, kendisi kadar haklı ve güçlü, bu hayatta kendisi kadar gerekli olduğuna inanıyor olması lazım. Kendinize bir bakın.  (Önce kendiniz hakkındaki düşüncelerinize ve gerçek duygularınıza bir bakın ama lütfen. Burası aslında ziyadesiyle derin.. Belki de insanın kendi eşsizliğini, anlamını ve kendi muhteşemliğini kabul edip kutlaması en zor kısım) Kendinizden geçebilirseniz diğerleri hakkındaki düşüncelerinize bir göz gezdirin. Yüzleşecek ve kabullenilmesi zor çok fazla düşünce geliyor biliyorum. Hizmet etmek kelimesi bile liderlik etmenin yanında çok sönük.. Egonun gösterişli sularında yüzdürmek isteyeceği bir gemi gibi değil.. Ama hangi pozisyonda daha güçlüdür insan bir düşünün. Gücünü kendinden aldığı bir yerde mi? Bir lideri takip etmekten aldığı bir yerde mi?

Karar sizin.. Hayat sizin..

Sevgiyle,

Yogini Hande

Kategoriler
Kişisel

Yüksek Benlikle Sohbetler “3” Düşünceleri Seçebilmek…

 

Düşüncelerimi seçebilmek.. Sanırım yeni hedefim bu..

Neden bunu ileride varılacak bir hedef olarak düşünüyorsun? Hedef gelecekte olan birşeydir ve aslında kendine koyduğun bir sınırdır. Gelecekte aşılması gereken yeni bir sınır. Hedef koyarak aslında daha bugünden, yani “şimdide” koyduğun hedefi gerçekleştirmekten mahrum olduğunu, o kabiliyetin olmadığını onaylıyorsun, kendine bu mesajı veriyorsun ve gerçeğin bu oluyor. Hedefine vardığında bile hala gerçeğin bu oluyor farkında değilsin. Çünkü hedefe vardığında da yeni bir hedefe ihtiyacın oluyor (yeniden bir mahrumiyet hissi) ve bu döngü böyle sürüp gidiyor. Onun yerine şu anda gerçekleştirmek istediğin şeyin mümkünlüğünü zihnen kabul etmeli ve bunun coşku ve sevinç duygusunu yaşıyor olmalısın. Son dönemdeki öğretilerin neredeyse hepsi bunu anlatıyor. “Sen değiş, hayatın değişsin” “düşünce gücüyle tedavi” vs.. hepsinin altında aynı evrensel gerçekler yatıyor.

Sen ve ben neden ayrı ayrı kişilermiş gibi konuşuyoruz. Yani kendi iç sesimi bile bir başkası gibi algılamam biraz delice değil mi? 

Değil çünkü siz dualitede yaşıyorsunuz. Kendinizi bilmek ve tanımlamak için beyninizin siz olmayan bir referans noktasına ihtiyacı var. Zihin böyledir. Aslında içten içe ayrı olmadığımızı hissediyor ve sezgisel olarak biliyorsun. Ama beni tanımlamak için aramıza bir ayrılık, bir mesafe, bir “diğerilik” durumu koymak zorunda hissediyor beynin. Birlik bilincine sezgilerinize daha fazla güvenip, sezgilerinizle hareket etmeye başladığınızda geçiş yapıyorsunuz. 6. his dediğiniz şey budur. Zihin mükemmel bir işçidir. Ama onu patron yaparsanız hayatınızı kaosa çevirir. Sen şu anda bütün bunların pratiğini yapıyorsun. Kendi hayatını ve yaratım gücünü eline almayı dilemiştin. Bu zaten bu dünyaya geliş amacınız. Şu anda bu da doğal olarak gerçeğin oluyor.

– Özellikle bir partneri kaybettiğimizde acı çekiyor ve orada uzun uzun kalıyoruz. Neden?

Çünkü acıyı amacından farklı kulanıyorsunuz. Aslında acı sadece bir araç. Otomobillerinizde yol durumu ve dış şartlara göre vites modunu değiştirme özelliği bulunur (spor, uzun yol vs gibi) O günkü sürüş tercihinize göre şanzımanı ayarlarsınız. Kendi bedeninizi sürerken de aynı şeyi yapıyorsunuz. Bir duruma göre mod seçiyor ve sürüşe o modda devam ediyorsunuz. Eğer modların işlevini bilir ve doğru şartlarda doğru mod seçerseniz, sürüş kaliteniz ve keyfiniz artar. Acının işlevi size öğretilmediği için onu bir sürüş modu gibi kullanıyorsunuz. Oysaki o bir vites yükseltme geçiş noktası. Yani artık sürüşün başka bir moda geçmesi gerektiğini bildiren bir sinyal. Aradaki farkı algılayabiliyor musunuz? Bunu fark edebilirseniz acı sizi uygun moda/uygun vitese geçirir. Tabi sizin hayatınızın kendi sürücüsü olduğunuzu önce kabul ve fark etmeniz lazım. Sürücü koltuğunda hiçbir zaman sizden başkası olmadı ve olamaz.

Devamı gelecek..

Sevgiyle Yogini Hande,

 

 

Kategoriler
Kişisel

Yüksek Benlikle Sohbetler “2” Çabalama Hissinden Kurtulmak!

Sürekli birşeyler yapma çabası insanı sıkıştırıyor. Bu “çabalamak” halinden vazgeçebilmek için ne yapmalı?

– Burada ve şimdi. Burada ve şimdi yaşamalı. Siz insan bedeninizde dünyaya doğduğunuz andan itibaren bir sonraki hamlenizi düşünmeye odaklanmanız gerektiğine eğitiliyorsunuz. Beyniniz herşeyi kıyasladığından ve sıralamaya koyduğundan, yani döngüsel değil lineer algıladığınızdan hep bir sonraki bir sonraki şeklinde düşünüyorsunuz. Doğal olarak bu da davranışlarınıza yansıyor. Böyle davrandıkça böyle düşünmeye devam ediyor, böyle düşündükçe böyle davranıyorsunuz.  Çocukken teneffüs yetişkinken tatil dediğiniz aralarda kendinizi çok iyi hissedersiniz. Çünkü oralarda gerçekten kim olduğunuzu hatırlıyorsunuz. Bu hayatın aslında eğlenmek için olduğunu hatırlıyor ve sadece kendinize iyi gelen şeyleri yapmak için kendinize izin veriyorsunuz.  Buna izin verebildiğiniz bir hayat düşünsenize. Sadece kendinize iyi gelen şeylere izin verebildiğiniz bir hayat. Bu fikri bile ilk okuduğunuzda aklınıza hemen neden mümkün olmayacağı geliyor. Oysaki işe “basitleştirerek” başlayabilirsiniz.

Her gün işe gidip fatura ödeme sorumluluğu hissetmeyi nasıl basitleştirebiliriz?

Bir konuyu basitleştirmek için sizin için en zor sorudan başlamanız çok ironik değil mi? 🙂 İşte zıtlık bunun için var. Dengeyi bulabilmek için. Gelelim kolaylaştırmaya. Önce basit birşeylerden başlayın.  Sabah yatakta gözlerinizi açtınız. İlk düşüncelerinize dikkat edin ve hissettiğiniz ilk şeye. Bu her ne ise bilinçli olarak düşüncelerinizi manipüle ederek  bundan biraz daha iyi gelen bir düşünce bulun ve onu düşünün. Onun duygusuna girin. Örneğin ilk düşünce “off.. sıcacık yatağımdan çıkıp işe gitmek istemiyorum. Bir de öncesinde çocukları okula bırakmak zorundayım” ise, bunu hemen “şükürler olsun yatağım sıcacık ve ben her sabah bu sıcaklığa uyanıyorum. Bana ve yaptığım şeylere ihtiyacı olan insanlar var ve her gün gidip işyerinde aslında farkında olmadan onlarca kişinin hayatına dokunup, kaderlerini değiştirip, katma değer sağlıyorum. Tabi bunu yaparken kendi yaşamımı da anlamlı kılıyorum. Sıkıldığım işler bana neyi istemediğimi göstermek için var. Onlar olmasaydı ne yapmak istediğimi asla bilemezdim. Bugün sıkıldığım işler vasıtası ile nelerden zevk aldığıma odaklanıp, onları arttırmak için birşeyler deneyebilirim. Tam da bugün o işyerine gidiyor olmam tesadüf olamaz, bir anlamı olmalı.” Ve bir anlam bulmak eğlenceli olabilir. “Şükürler olsun ki çocukların okulu var. Hergün arkadaşları ile gidip, sosyalleşip gelişmelerine hizmet ediyorum. Onlar için herşeyin en iyisini yapmak için elimden geleni yapıyorum. Ben Harika bir anneyim (ya da babayım)” gibi..

Yani durumları ve eylemlerinizi yargılamaktan çıkıp, tüm bunların anlamına ve bu anlamın hayatınıza katacağı güzelliklere zihniniz açmanızdan bahsediyoruz. Bir kere yapmaya başlarsanız ve her sabah bıkmadan ve yine zihninizin getireceği direnci de doğal karşılayarak, bilinçli olarak düşüncelerinizi odaklamaya devam edebildiğinizde.. (ki salında bütün gün yaptığınız aslında bu, sadece bilinçsizce odaklanıyorsunuz veya bilincinizi manipüle eden dış etkenlerin düşünmenizi istediği şeyleri düşünüyorsunuz)

Bu faturaların ödenmesini nasıl kolaylaştıracak pek anlamadım?

Bir durumu kolay ya da zor yapan sizin o konu hakkındaki algınızdır. Algınız bir perspektiften olaya doğru hareket eder. Hangi gözlükle baktığınıza bakın. 100 TL’lik bir fatura kimisi için ödemesi kolay, kimisi için ödemesi zor bir faturadır. Kolay ya da zor olan 100 TL’lik faturanın kendisi değildir. Herkes kendi subjektif gerçeğinde yaşar. Avustralya’daki çölde yaşayan aborjin kabilesi için böyle bir zorluk söz konusu bile değildir. Onların gerçekliğinde fatura dahi yoktur. Anlattığınız hikaye sizin yaşam kalitenizi oluşturur. Durumlar hakkında yaptığınız yorumlara bakın. Kurban olmayı sevdiniz. Çünkü orası bolca sevgi ve şefkat alabileceğiniz bir alan. Ama kurban rolündeyken sevgi ve şefkati kendi içinizden, kaynaktan değil, dış dünyanızdan alırsınız. Ve bu sizi zamanla daha da dışarıya bağımlı kılar. Tam zıddı olan kahraman rolü için de aynı şey geçerlidir. Aslolan dengeyi bulmak olacaktır. Denge olduğu zaman zihin sakinleşir ve siz onu ne düşüneceği konusunda yönlendirebilirsiniz. Size diyoruz ki “Düşüncelerinizi seçin, sizi iyi hissettiren düşünceleri seçin ve sihri seyredin” Zaman denilen araca saygı duyun ve kendinize iyi hislerinizde kalabilmek için biraz zaman verin. Tadını çıkarın, hayatın tadını çıkarın.. Alırken, verirken, giderken, gelirken, aktifken, pasifken, patronken, işçiyken, ebeveynken, çocukken, aceleciyken, sabırlıyken, sevgi doluyken, tahammülsüzken…Bunların hepsi siz seçebilin diye zıddı ile varolmuştur. Ne seçeceğinizin bilinçli olarak farkında kaldığınızda hayatınızın kontrolünü elinize alırsınız. Düşüncelerin nereden geldiğine bakın, eski alışkanlıklarınız ve öğrenilmişlikleriniz ile paralel olduklarını ve hep kendilerini tekrarladıklarını görürsünüz. Size diyoruz ki yeni düşünceler tekrar etmeye başlayın. Bu düşündüğünüzden 🙂 daha kolaydır.

Yine de çok durduğum zaman birşeyleri kaçırıyorum gibi hissediyorum..

İçinden yaparsan seni iyi hissettireceğini bildiğin birşeyi yapmayı geciktiriyorsan ya da erteliyorsan, direnç hali yaratırsın ve bu kötü hissettirir. Burada birşeye dikkat çekmek istiyoruz. Size iyi gelecek olan şeyi “iyi geleceğini düşündüğünüz şey” değil, “iyi geleceğini hissettiğiniz şey” olarak seçmelisiniz. Yani düşünceleriniz sizi geçmiş alışkanlıklarınızı tekrar ettirecek eylemlere yönlendirir. Ama hisleriniz sizi tam şu anda iyi hissedeceğiniz eylemlere yönlendirir. Bazen bu durmak da olabilir. Dururken kendini iyi hissediyorsan, orada boş durmuyorsun, kendin için yaratabileceğin en keyifli anı zaten deneyimliyorsun demektir. Size keyif veren şeyleri gerçekleştirirken, eylemlerinizde ya da durağanlığınızda çaba ve mücadele yoktur. Sadece akışta hissedersiniz. Nefes alıp verir gibi yaşarsınız. Herşey akar, yaşam canlıdır. Almak da vermek de iyi hissettirir. Akışın devam edeceğinden emin hissedersiniz. Taki bir “eski alışkanlık düşüncesi” gelip sizi bölene kadar. O düşüncenin farkında olup değiştirin diyoruz, yani nefes alıp vermeye devam edin. Gün içinde sık sık nefesinize dönün. Gözlerinizi kapatıp içinizi havayla doldurup, gevşeme ve boşalma hissinin güzelliğini yaşayın. Ve gününüze oradan devam edin. Algınız o hislerden doğru çalışsın…

Sevgiyle,

Yogini Hande

 

 

Kategoriler
Kişisel

Yüksek Benlikle Sohbetler “1”

Aşağıda okuyacaklarınız bir ruhun yüksek benliği ile olan  diyaloğudur. Gelip benim kalemimden dökülendir..  Kalem sihirli değildir. Sadece anlıyorum ki herkesin kalemi mürekkebi ile buluşmayı beklemektedir.. Mürekkebe bandım, bir soruyla başladım.. Cevaplar aşağıda:

Nasıl?

– Yolu sen bulacaksın. Herşey senin özgür iraden olmak zorundadır. Aslında tek kural budur diyebiliriz. Hatta kural doğru kelime değil. Bu aslında olandır. Bir şeyin ortaya çıkmasının 1 yolu yoktur. Herkes için kendi yolu vardır. Senin için yazmak bir yol. Çocukluğundan beri böyleydi hatırladın mı? Hatırlamak istiyorsanız çocukluğunuzda içinizden gelen/çekildiğiniz şeylere bakın. Sizi anda tutan, tam içinizden geldiği gibi coşku dolu hissetmenize sebep olan o şeyleri hatırlayın. Tıpkı vahşi hayvanların yavrularını vahşi hayata hazırlamak için yavruların önce avlanmaya, kaçmaya, yakalamaya benzer oyunlar oynaması gibi hayat size çocukken oyunlarınızla hayallerinizi gerçekleştirebilmenin mümkün olacağını gösterdi. Hayvanlar büyüdükçe doğalarına uygun davranıp avlanmaya başladı, siz ise doğanızdan ayrılıp hayallerinizi yadsımaya başladınız. İçgüdüleriniz yerine “dışgüdülerinizi” takip etmeyi seçtiniz. (Dışgüdü diye bir kelime hayatımda ilk defa kullanıyorum. Size verdiği hissi takip edin, sizin için o doğrudur)

Bunun için çocukluğumuzu hatırlamamız yeterli mi? 

– Bunun için çabalamayın. Hala aynı çocuksunuz aslında. Değişen bedeninizdir. Çocukluğunuzda geliştirdiğiniz inançlar şu anda hayatınızı yönetmekte. Bunun farkına varanlarınız uyanışın bir evresini tamamladılar. İçinizden gelen çocukça şeylere dikkatinizi verin. Sizi yeteneklerinize götüreceklerdir. Bir insan için en kolay ve çabasız hayat kendi yeteneklerini sergileyebildiği yerdir.  O zaman doğadaki diğer canlılar gibi kendi potansiyeliniz ve eşsizliğinizi ortaya çıkarırsınız. Ve böyle bir hayat doyumsuzdur.

Bu uyanış hikayeleri kendi içinde hep aynı şeyleri tekrar ediyor gibi değil mi biraz?

– Doğru çünkü insan herşeyi tekrar ederek öğrenir. Beyniniz tekrar ederek öğrenir. Ne kadar spiritüel olursanız olun algıladıklarınızı zihin ve düşünce seviyesine çevirmek zorudasınız ki fiziksel dünyanızda yaratıma girmiş olsun. Bir yere gittiğinizde orada kendinizi çok iyi hissedebilirsiniz. Bu enerjiyi duyguya dönüştürmüş olmanızdır. Duygularınızı düşünceye, düşücelerinizi ifadeye dönüştürürseniz çok daha sağlam bir yaratım sürecini gözlemleme şansınız olur. Hatta ifade ederek duygu ve düşüncelerinizi bulaştırabilirsiniz. Bu da kollektife doğru genişlemenizi sağlar. Sevgi genişlemeyi sever. Sevgiyi genişletmek insana kendini harika hissettirir. Tabi aynı şekilde korku da . O nedenle yaratıma sokmadan neyi genişlettiğinize dikkat etmelisiniz. Kendinize mümkün olduğunca çok odaklanın ve bu yeteniğinizi geliştirin.

İnsan kendisi vasıtasıyla ortaya çıkanın kaynaktan geldiğine inanmakta zorlanıyor. 

– Bunun sebebi yargılanmaktan korkmanız. Çok uzun süredir kaynaktan ve birbirinizden ayrı olduğunuza inanıyorsunuz. Son dönemde çıkan öğretiler kadar, tarihte çok az kişi size gerçekten kim olduğunuzu hatırlatacak bilgiler verecek bilinç seviyesine yükseldi ve paylaşmaya cesaret etti. Şimdi enerji değişiyor. Her parça kendi bütünlüğünün, bütünün geri kalanı ile olan bağlantısının ve bütünlüğün farkına varıyor.

Yazarken gözlerimin dolmasının sebebi ne?

– Kendi enerjinize odaklandığınızda kaynakla olan bağlantınızı hatırlıyor, yuvanın titreşimlerini hissediyorsunuz. Sevgi yüksek bir frekanstır. Duygularınızı yoğunlaştırması da bundan. Sevgiye yükseldiğinizde kendinizi evinizde hissedersiniz.

Bu yazıyı yayınlamayı deneyeceğim.

Bu dünyada senin içinden gelen herşey senin gerçeğindir. Kimsenin gerçeği olmak zorunda değildir. Biz nasıl ki sizi birşeye ikna etmeye çalışmıyorsak, kimseyi ikna etmek gerekmediğinizi anladığınızda hepiniz çok rahat edeceksiniz. 1 tane doğru yok. Herkesin kendi doğrusu var. Öğrenmek için tekrar etmek gerekir. genişlemek için de tekrar etmek gerekir. Tıpkı yoga yaparken aynı hareketi binlerce kez yapmanız (herkes kendi şekli, bedensel ve zihinsel ifadesi ile) ama 1.si ile 1000. si arasındaki hislerinizin ve beden realitenizin farklı olması gibi. Bir filmi 5 defa izleyip her izlediğinizde farklı birşey fark etmeniz gibi. Buna genişleme denir. Siz buraya genişlemeye geldiniz.

Neden çoğu ilişki mutsuz?

– Eşlerinizi daha önce tekrar ederek öğrendiğiniz duygu ve düşünce birikimlerinizi tekrar ederek seçiyorsunuz. Bu döngülerden çıkmak gerek. Kendi iç sesinize güvendikçe kolaylaşacak. Ama bunu tekrar etmeye başlamanız lazım.

Nereden başlamalı?

– Bu sorunun cevabı herkese göre farklılık gösterir. Sadece niyet edin. Hisleriniz sizi yönlendirecek ve kendinizi değişmeye başlamış bulacaksınız.

Bunu söylemesi kolay ama sonunda acı çekme riski yok mu?

– Acı oyunun bir parçası. Onu acı algınızı değiştirerek dönüştürebilir ve size hizmet edebilir hale getirebilirsiniz.

Nereden biliyorum?

– Çünkü artık sezgilerine güvenmeyi öğreniyorsun. Herkes hayatının bir yerinde artık mücadele etmekten yorulup teslim olur.. En büyük değişim ve dönüşüm oralardan başlamadı mı?

Başkalarını memnun etmek neden bu kadar önemli? 

– Kendi içinizden gelenleri ifade etmemeye eğitildiniz. Sisteminiz size öğretilmiş bilgileri tekrarlamanızı destekliyor. Moda dediğiniz şey size aynı şeyleri giyip birbirinize benzemeniz gerektiğini empoze ediyor. Benzerlerinizle bir araya gelerek kendinizi onaylanmış ve güvende hissediyorsunuz. Basitçe sürü psikolojisi sergiliyorsunuz. Bu anormal değil. Ama artık yaşamsal olarak hayatta kalabilmeniz için bu kadar temel (bence ilkel de diyebiliriz) içgüdülere sıkı sıkıya bağlı kalmaya ihtiyacınız yok. Doğadaki bütün kuşların aynı sesi çıkartmaya çabalayıp sonunda bunu başarabildiğini hayal etsenize. Bütün bitkilerin etraflarında gördükleri diğer bitkilere benzemeye çalıştığını ve üstün çabalarla bunu başardıklarını. Çok sıkıcı bir ortam olmaz mıydı? Size hayat mücadelesizdir derken bunu kastediyoruz aslında. Dünyada kendi orijinal halinden başka bir hale dönüşme çabası içinde olan tek tür insandır. Kendiniz olmaya izin verdiğinizde ve çeşitliliğinizin bir tehdit değil zenginliğiniz olduğunu anlamaya başladığınızda ki başladınız, hayatınız her bir birey için çok daha çabasız hale gelecektir.

Sevgiyle,

Yogini Hande