Kategoriler
Kişisel

Yüksek Benlikle Sohbetler 13 “Kendi Doğanıza Kulak Verin”

Bilin ki; nasıl tiyatro sanatçıları sahneye çıkmadan önce oynayacakları rolün karakterini iyice çalışır, repliklerini güzelce ezberler, diğerleri ile olan ilişkilerinin ne olduğunun aslında tiyatroyu izleyenlere bir duygu yaşatmak için olduğunu bilirler.. İşte biz de size diyoruz ki; siz de bu dünyaya oynayacağınız role girmeye geliyorsunuz. Ama burada doğaçlama bir oyun sergileniyor. Ve oyunun izleyen izleyiciler yine sizsiniz. Her zaman senaryoyu, kendiniz daha eğlenceli ve mutlu olacağınız şekilde değiştirmek için rolünüzü değiştirebilirsiniz. O yüzden değişimden, değişmekten korkmayın. Nasıl ki siz bebekken bebek odanız vardı, çocukluğa büyüdüğünüzde çocuk odanız oldu. Sonra ergenliğe girdiğinizde artık çocuk odanız sizi yansıtmıyordu ve dekoru kendi kimliğinize göre değiştirmenin yolu açıldıysa… Nasıl ki her kimlik dönemine göre kıyafet tarzınız, arkadaşlarınız, gittiğiniz yerler kendiliğinden çabasızca ve iyi hissettirerek değiştiyse..  Her zaman, her konuda aslında aynı süreç işlemektedir. Ama önce siz duygusal olarak olgunlaşmanıza ve yeni sizin ortaya çıkmasına izin vermelisiniz. Bunun getireceği çatışmaları doğal karşılayın ve acıya ve kaybetme korkusuna tutunmak yerine büyümenin ve değişimin keyfine odaklanın. 

Zaten engelleyemezsiniz ama biz diyoruz ki; içinizdeki değişime değişen parçaya direnmeyin. Nedense yetişkin olduktan sonra, hep aynı işi yapıp, her gün aynı şeyleri tekrarlamanın daha garanti bir hayat olduğuna inanıp, hep aynı döngülerin içinde kalmaya çalışıyorsunuz. Oysa ki bu tutum sizi bebeklikten çocukluğa, çocukluktan ergenliğe geçmeyi engellemeye çalışsaydınız nasıl mutsuz, sağlıksız ve yaşamın doğal akışı ile uyumsuz kılardı idiyse, yetişkinlikte de işte size tam olarak aynı şeyi yapıyor. Sizi hayatınızın doğal akışı (HY: Burada doğal olgunlaşma, gelişim ve değişim ihtiyacımız kastediliyor) ile uyumsuz kılıyor.

Artık sizin için  neşenize, keyfinize, coşkunuza hizmet etmediğini hissettiğiniz şeyleri değiştirmek için gönüllü olun. Bu harika başlangıçtan sonra, izin verin bu gönüllü olma haliniz, sizi mutlu hisseden bir insan yapsın. Göreceksiniz ki önce siz farklı hissetmeye başlayacaksınız. Sabah mutsuz gittiğiniz işinize mutlu bir insan olarak gitmeye başladığınızda, aynı çocukken odanızın dekorunun değişmesi gibi, hayat sizin yaşadığınız dekoru da değiştirecek. Birazcık zaman verin sadece ve bütün bunlar olurken, oyunu izleyen parçanızla da bağ kurup, onun gözünden hayatınıza bakıp, olduğunuz yerin sadece eğlenmeye geldiğiniz bir tiyatro sahnesi olduğunu görün. İzleyin ve hep şunun bilincinde kalın: İçinde olduğunuz senaryo ve dekoru değiştirmeniz için kendi oynadığınız rolü değiştirme şansınız her zaman var. Yaşamın ilk yıllarında bebeklikten çocukluğa, oradan ergenliğe, oradan da yetişkinliğe geçerken buna direnmiyordunuz ve etrafınız da sizi destekliyordu.  Sonra değişimi kapatmak isteyen sistemin bir parçası oldunuz. Artık kimse sizi değişmeniz (duygusal büyümeniz) için desteklemediği gibi tam tersi cezalandırıyor.. İşinizi kaybetme, gelirinizden olma, sevdiklerinizin sizi artık kabul etmeyeceği, sevmeyeceği, onların istediği gibi biri olmayacağınız için yalnız ve terk edilmiş kalacağınız inancı.. Bunların hepsi size öğretildi. Ama gerçek bunların çok ötesinde.. Şimdi sizi çağıran doğanıza kulak verin. Oyunu izleyen parçanızla bağlantı kurun. Ve kim olmak istediğinizi özgürce seçin. Çok ama çok keyif alacaksınız. 

Sevgiyle,

Yogini Hande

Kategoriler
Kişisel

“Yüksek Benlikle Sohbetler 12” Bildiğin cevabın peşine takıl!

-Neden bazen hep olumsuzluk görüyorum? Neden bazen hiç yapıcı ve yaratıcı olamıyorum?

– Varsaydığın şeyleri sorunun içinde görüyorsun değil mi? Neden “böyleyim” dediğin her “böyle” kendin hakkındaki inancındır. Ve biliyorsun ki kendin hakkındaki her inancın, sadece kendin hakkında fazlaca pratik edilmiş/tekrar dilmiş  bir düşüncedir. Biyolojik olarak bir nöron-snaps bağlantısından başka birşey değildir. Biliyorsun ki birşeye inanmak için onun kanıtına ihtiyacın yok. O zaman birşeyi kanıtlamadan da öyle olacağını bilebilirsin/inanabilirsin. Bunu olumsuz tarafta çok deneyimledin. Henüz kanıt olmadan “olmayacağını” düşünmeyi seçtin. Demek ki henüz kanıt olmadan bir şeyin “olacağını” da düşünmeyi seçebilirsin. Arada bir seçim farkı kadar mesafe var. Sonra da yeni seçimini güçlendir. Her defasında yeniden düşünerek, kanıt olmadan/görünmeden/henüz ortaya çıkmadan olduğuna/olacağına inandığın çok şey var öyle değil mi? Bütün dünya onların tersini söylerken sen nasıl kendi bildiğine inanıp onu yaratıyorsun? Ve yaşam da seni destekliyor?

-Hislerime güveniyorum. İçimde inandığım şeylerin gerçek olduğu ile ilgili yoğun bir duygu oluyor. Ve kanıtları da hep geldi arkasından..

– O zaman yine bulmak istediğin cevaplara ait sorular sor. Yani cevabın gerçekliğinden şüphe etmeden.. Bugüne kadar hep bildiğin/ hissettiğin sana iyi geleceğine inandığın cevabın peşinden gittin ve nasıl olacağı ile ilgili düzenlemeler yaşamdan geldi değil mi?

–  Evet..

– O zaman bildiğin cevabın peşine takıl. Ama yolda herşeyin nasıl olacağını büyük planı kimin düzenlediğine inanıyorsan ona bırak.

Devamı gelecek..

Sevgiyle,

Yogini Hande

 

Kategoriler
Kişisel

Ya değilse?

Ya değilse? Ya göründüğü gibi değilse? Ya duyulduğu gibi değilse? Ya seninle ilgili sandığın hiçbir şey seninle ilgili değilse? Ya ölüm son değilse? Ya hastalık felaket değilse? Ya sana öğretilen hiçbir şey öğretildiği gibi değilse? Ya kötülük kötü değilse? Ya iyilik iyi değilse? Ya değişiyorsa her bakış açısına göre?

Uzuuuuun sessizliğimden sonra 2020 üzerine bir yazı yazmamak olmazdı..

Kutuplaşmanın bu kadar ileri seviyesini daha önce yaşamış mıydık bilmiyorum. Bazı kaynaklar 2021’in daha da kutuplaşma getireceğini söylüyor. Şenlik var desenize 🙂

Bütün mesajlar aynı şeyi söylerken; şimdide kal, akışta kal.. Kendine iyi geleni seç.. Senin için olmayan bir başkası içindir.. Hoşuna gitmeyen şeyleri yargılamadan bırakmayı becer artık eyyyyy insanoğlu insan! Kazançlar ve kayıplar (gibi görünen), sevgi ve nefret (gibi görünen) yapım aşamasında (gibi görünen) pek çok gündem ile.. Devam ediyorum yola..

2020’ye bakınca.. Kah sevgi, kah korku görüyorum insanların gözlerinde.. Sözlerinde..

Ama söyleyin bana şimdi.. Ya göründüğü gibi değilse? Ya duyulduğu gibi değilse? Ya başkasının gözlerinde gördüklerimiz, korku da.. sevgi de.. kendimizden başkası değilse? Ne kadar özgürleştirici bir his Ya Rabbim! Aydınlanma dedikleri buna uyanmak olsa gerek! Hayat zihnimizin içinde dostum.. Ve bütün konu zihnini ne kadar kontrol edebildiğinde..

Ne hoş geldin 2020.. Ne hoş geçtin.. Çünkü biliyorum ki artık hiçbir şey göründüğü gibi değil.. Hiçbir şey duyulduğu gibi değil.. Bana öğretilen hiçbir şey öğretildiği gibi değil.. Doğum başlangıç değil.. Ölüm son değil.. Hastalık felaket değil.. Kayıplar kayıp, kazanlar kazanç değil.. Hayat hiç de öğrendiğimiz gibi değil.. Hayat çok “kendi ne düşündüğümüzde..” Hayat kendi zihnimizde.. Sevecek ya da korkacak kendimizden başkası yok.

Hiç olmadı ve hiç olmayacak..

Sevgiyle,

Yogini Hande

Kategoriler
Kişisel

Yüksek Benlikle Sohbetler 11 “Ticaret ve Para”

(Bu yazı biraz devamı niteliğinde başladığı için önce YBS 10’u okumanızı tavsiye ederim. İyi yolculuklar!

– Peki ya alım – satım? Yeni bir fikrim veya hizmetim veya ürünüm varsa para istemek yanlış mı? Kaynaklar “diğerkam hizmetten” bahsediyor. Yani karşılık beklemeden hizmet vermenin bilinç seviyesinin yüksek bir noktası olduğundan bahsediliyor. Ama düşününce sanki insanın ortaya çıkardığı bir hizmet ya da ürüne bir değer biçmesi gerekiyormuş gibi hissdiyorum. 

– “Bir değer biçmek gerekmesi” o şeyin zaten olduğu hali ile değersiz olduğuna, ancak siz bir değer biçtiğinizde değerli olacağı inancından gelir. Bir zamanlar tarihinizde bunu “köle” dediğiniz insanlara bile yaptınız ve bu normal karşılanıyordu. O insanların değerini yok sayıp, maddi bir değer atfedip ticarete konu yaptınız. O dönemde bunun normal ve doğru olduğu kabul ediliyordu. Bu durumların bilinç seviyesi ile ilgili olan kısmı şudur. Bilinç seviyesi yükseldikçe insan diğer şeylerin sadece varoldukları için değerli olduklarını (hatta bu değere paha biçilemeyeceğini) bilir. Sonuçta herşey evrenleri yaratan gücün bir parçası ve uzantısıdır. Hiç birşey ondan ayrı değildir. Parçaların işlevi farklı olabilir. Ama bu onların değeri ile ilgili değildir. Form olarak farklı olmak ve yaradılışa çeşitlilik kazandırmak için vardır herşey. Bir kaya parçası ile bir elmas parçası arasında evrensel anlamda bir değer farkı yoktur. Ama “ticaret” dediğiniz oyunda değerleri “parasal karşılığı” belirler. Parasal karşılığı neyin belirlediği ise tamamen farazi bir algı oluşturma durumudur. Bütün piyasalarınız ve alım satım hareketlerinizin yönünü, diğerlerinin alış mı yoksa satış mı yapacağı yönündeki algınız belirler. Bu algıyı da para kazanma ya da kaybetme kaygınız. Bu kaygınızı da bunun farkında olan bir kısım insan yönetir. Para icad edildiğinde sadece herkesin ihtiyacı olduğunu düşündüğü şeyi değiş tokuş edebilmesi için ortaya çıkmıştı ve harika bir hizmetkardı. Birşey aldığınızda karşılığında sizde olan, ama satıcının ihtiyacı olmayan birşey vermek yerine para verdiniz. Ve bu herkesin işini çözdü.  Ama siz parayı patron yaptınız ve siz onun hizmetkarı oldunuz. Bu para ile istediğiniz şeyi değiş tokuş etme realitesinden çok uzaklaştı. Para için fedakarlık etmeye, kendinizden, isteklerinizden, hayallerinizden ödün vermeye başladınız. Herhangi birşeye ihtiyacı olduğu inancı ile birşey yapmak zorunda hissetmek yüksek bilinç seviyelerinde desteklenmez. Burada daha önce bahsettiğimiz üzere kendinizi “iterek” bir yapma hali vardır. Oysaki eylemleriniz ve verdiğiniz kararlar kendinize iyi gelen hisleri izlemeye başlayabildikçe, kendinizi birşeylere, biryerlere çekiliyormuş hissiyle ortaya çıkacaktır. İkisi arasındaki farkı duyabiliyor musunuz?

Devam edecek..

Sevgiyle,

Yogini Hande

Kategoriler
Kişisel

Yüksek Benlikle Sohbetler 10 “Bilgiyi Tescillemek!?”

(- Bu sohbet ben bir soru sormadan başladı.. Kalemi olduğu gibi teslim ettim, buyrun…)

– Bir bilgiyi tescilleyip onu sadece bir kişi ya da kuruma ait kıldığınızda (ki bu pratikte asla mümkün değildir ve bunu o bilgiden gelecek kazancın sadece hak sahibine ait kalması ve kontrol altında tutulması amacıyla yapıyorsunuz) kendi genişleme potansiyelinizi kendi kendinize sınırlıyorsunuz.

Eğer dünya gezegeni adına biri sizden telif hakkı isteseydi, hiçbiriniz, renkleri kullanabileceğiniz sanat eserleri, doğa resimleri ortaya çıkartmak istemezdiniz ve yaşam ne sıkıcı olurdu… Doğanın size sunduğu kaynaklar üzerinde, toprak üzerinde, su üzerinde hak iddia etmeye başladığınızda da dengeler bir şekilde bozulmaya başladı…

Gördüğünüz gibi herşey, bireysel çıkarlarınız doğrultusunda kazanç elde etmek, bunu kaybetmemek ve kontrol etmek ihtiyacınızdan geliyor. Siz bir bilgi edindiğinizde o bilgi sizinle bütünleşir. Sizin algınızdan geçtiği şekle girer (tezahür eder). Neticede bilgi de bir enerjisel titreşimdir. Sizden yine size has olarak çıkar ve sizinle rezonans halindeki canlılara ulaşır. Bu bilgi onlara ulaştığında da, aynı şekilde onların frekansı ile tezahür eder (yani onların anlayışı ile) ve yine onlara has bir hale gelip, onlar aracılığı ile ulaşabileceği kişilere iletilir. Böylece kimsenin taşıdığı bilgi, aslında bir diğerininki ile tıpa tıp aynı değildir. Kendi parmak izinizi tescilletmek gereği duydunuz mu hiç? İşte size gelen (kaynağı neresi olursa olsun) bir bilgi artık siz olur, sizin parmak iziniz gibi sizin bu dünyadaki bir ifadeniz olur. Ama siz aynılaşmaya, birbirinize daha çok benzemeye çalıştınız ve bunu birbirinizi “taklit etmek” diye ifade ederek aslında gerçekte tehdit olmayan bir durumu tehditmiş gibi yaşamaya başladınız. Bir düşünün; çocuğunuz resim yapmayı öğrenirken, bir resmin üzerine karbon kağıdı koyup çizgilerin üzerinden geçtiğinde ona kızıyor musunuz? Burada orijinal resmin sahibi çıkıp da “Benim resmimi taklit etti – ki aslında bu bir seviyede ilham almaktır – “Bu kopya resmi derhal yok etmeli, bunun için ceza ödemeli” dese çocuğunuzun gelişimini engellemiş olmaz mı? Dahası çocuğun yaptığı kopya, gerçek resmin değerini düşürüp ulaştığı kitleyi etkileyebilir onu beğenenleri çalabilir mi?  Bir kere; orijinal resmi yapanla, çocuğun resmini çizen arasındaki bilinç farkı bu iki eserin ulaşacağı kitleyi çok değiştirecektir. Basitçe, çocuğunuzun resmi, kendi ifadesi (çocukluğu) ile yalnızca çocuklara hitap edecektir. Düşünün ki; sizin taklit dediğiniz her iş arasında, o işleri ortaya çıkaranların bilinci ve frekansları kadar fark vardır ve ulaşacağı kitleler (az ya da çok) farklıdır. Siz hala kitlelerinizi cinsiyet, yaş ve ilgi alanlarına göre sınıflandırıyorsunuz. Oysa aynı yaş, cinsiyet ve ilgi alanlarına sahip insanların algıları ve frekansları arasında büyük farklar olabilir.

Bu şekilde davranmaya sizi, kendinizi birşeylerden korumanız gerektiği bilgisi itiyor. Oysa kendinizi hiçbirşeyden korumaya ihtiyacınız yok. Parmak izinizi korumaya/sakınmaya ihtiyacınız olmadığı gibi. Korumaya çalışmak yerine, potansiyellerinizi daha fazla ortaya çıkartmaya doğru yol almak çok daha zengin/bolluk içinde (hem manevi hem maddi) bir hayatın kapılarını açacaktır.

Burada bir de para ile ilgili bir açıklama yapmak istiyoruz. Paranın dolaşması ile ilgili herhangi bir sorun yoktur. Paranın dolaşması için ne kadar çok sebep yaratırsanız, o kadar zengin hissedersiniz. Siz paranın gelip mümkünün olduğunca siz de durması gerektiğine ya da size geldiği kanaldan başkasına ne kadar az akarsa o kadar zengin olacağınıza inanmaya başladınız. Para değiş tokuş edildiği sürece değerlidir. Tüm bu “bilgiyi kendine ait kılma ve kullanım haklarını kontrol etmeye çalışma” bilgiyi paylaşmaktan kazanılacağı hesaplanan para ve itibar ile ilgilidir.

Oysa gerçekte parayı getiren şey o kanalı açan bilgiyi (veya ürün, hizmet… vs her ne ise) ortaya çıkaran kişinin bu konudaki becerisi, yaratımı, frekansıdır. Dolayısıyla zaten o kişinin koruması gereken birşey yoktur. Kaynak kendisidir. Kendi yaratım gücünün farkına varan insan, hayatındaki kayıpları da kendi yarattığının farkına varacaktır. Başkasından ilham alınarak paylaşılan ya da geliştirilen bir bilginin, ilham alınan kaynağın ifadesi ile paylaşılması yerinde ve herkese haz verecek bir durum/biçim olmaz mı? Bir başkasına ilham olma hissi, o kişinin kendi yaratıcılığına giden yolunda bir açılım/vesile/kanal olma hissi dünyadaki en güzel hislerden biridir..

Devam edecek,

Sevgiyle,

Yogini Hande

Kategoriler
Kişisel

Yüksek Benlikle Sohbetler 9 “Yönünüzü Kaybetmiş Hissettiğinizde…”

Bazen insan yönünü kaybetmiş gibi hissediyor. Böyle zamanlarda ne tavsiye edersiniz?

– Yönünüzü kaybettiğiniz ve nereye gideceğinizi bilemediğiniz hissi kendi hayatınızdaki herşeyin merkezi olduğunuzu unuttuğunuzda ortaya çıkar. Hayat sizden doğru değil de, size doğru akan bir şeymiş gibi algılamaya başladığınızda… Zihninizdeki bu düşünce tarzını tersine çevirmeden tam olarak merkezlenmiş hissedemiyorsunuz.

Yön duygusu dünya realitesi ve 3 boyut algısına ait bir duygudur. Uzayın ortasında olduğunuzu hayal edin. Sizce orada bir yön var mı? Evrende hiç birşey bir diğerine doğru harekete geçmez ama evrendeki herşey birşeyleri kendine doğru çeker. Böylece çekme ve çekilme vardır. Siz ise kendinizi bir yere doğru itmeniz gerektiğini düşünüyorsunuz.  Böyle düşünmeniz son derece normaldir.  Sisteminiz sizleri böyle eğitti çünkü böyle genel bir algı vardı. Ama artık bu algıyı değiştirme zamanı geldi. (Burada kendi merkezimizden yaratıma girmemiz kastediliyor. Bir çekim noktası olduğumuzu unuttuğumuzdan.. Ve bilin bakalım neyi kendimize doğru çekiyoruz? Dikkatimizi verdiğimiz ve odaklandığımız şeyleri!)

– Yani kendinizi itiştirmeyi bırakın mı diyorsunuz? Böyle oturup bekleyelim mi?

– Eğer oturup beklerken neyi beklediğinizi tam bilincinde olabilecekseniz (zihinsel ve duygusal olarak) evet oturup bekleyin. Zira bir amaç doğrultusunda hareket ederken çoğu zaman iyi hisleriniz ile çekildiğiniz şeyleri yapmıyorsunuz. Aslında olumsuz, pek iyi hissettirmeyen bir zorunluluk duygusu ile harekete geçiyorsunuz. Bu da “birşeye çekilmek” değil kendinizi birşeye doğru “itmek” oluyor. Diyoruz ki iyi hislerinizi aktif tutarak çekildiğiniz şeyleri yapmaya özen gösterin. Mümkün olduğunca arttırın. Zamanla yeni alışkanlığınız bu olur ve yaşam realiteniz buna göre yeniden düzenlenir.

Peki olumsuz duygular ya da zorunluluk hissinden nasıl kurtulacağız? MFÖ’nün bir şarkısı vardı, aklıma geldi şimdi: “Erken kalkmak  meeecburen, işe gitmek meeecburen, mecburen mecburen, mecburiyetten…”

– Siz değiştikçe şarkılarınız da değişecek. (Kendi yazdığın şarkı sözlerini hatırla 🙂 ) Tüm şarkılarınız sizin dışınızdaki durumlardan ve özellikle aşk söz konusu olduğunda hep diğerinden bahsediyor. Hiç içe yönlendiren şarkı sözü duydun mu? Son derece az sayıdadır.

Olumsuz duygular ve zorunluluk hissinden kurtulmak için ilk yapmak gereken şey onları yapmayı bırakmaktır. Zihin birşeyi bilmek için bir referans noktasına ihtiyaç duyuyor. Kısacası “ne istemediğini bilirsen, ne istediğini bilirsin” Hal böyle iken sen ne istemediğine odaklanırsan onu yaşamaya başlarsın. Negatif bir duygu o anda sana iyi gelen yolundan çıktığının bir göstergesidir. Kendini daha iyi hissettiğin bir seçim yapma zamanı geldiğinin bir sinyalidir o kadar.. Oysa siz o duyguların içinde kalıp, rakı masaları kurup şarkılarla daha da derinleşmeyi seçiyorsunuz. Bunlar hakkında hiçbir yargı yoktur. Tüm deneyimler kutsaldır. Ama hayattan daha fazla zevk almak için size acı değil zevk veren düşünceleri takip etmeniz, düşüncelerinizi bilinçli olarak seçmeye başlamanız lazım. Ve bu yoldan ilerlemeyi seçen ruhlar için şu anda tarihinizde hiç olmadığı kadar çok kaynak, bilgi ve yol gösterici var. Burada dikkat etmeniz gereken şey, artık yeni enerjide bir öğreti ya da bir lideri desteklemek/izlemek desteklenmemektedir. Herkesin kendi gücüne uyanması esastır ve sizi kendi iç gücünüze yönlendiren öğreti ve rehberleri seçmeniz yerinde olacaktır.

Farkındaysanız bu soru cevap akışı bile kendi içinde bir kutupluluk sergiliyor. Sorunun içinde kalıp kaybolup gidebilirsiniz. Ama “soru” cevap için bir “indikatör”, bir yol açıcı. Ve her cevap yeni bir soru için aynı işlevi görüyor. İşte negatif duygular da aslında aynı böyle. Pozitif duygulara doğru  bir “indikatör”, bir yol açıcı. Tabi orada kalıp bir ömür geçirebilirsiniz. Bir sebepten cevabını bulmak istemediğiniz bir soruyu/cevabına alan açmadığınız bir soruyu ömür boyu sorup durmak gibidir bu..

Peki diyelimki böyle yaptık. O zaman ne olur?  

–  Seçimleriniz hakkında yargılara sahip olan sadece sizlersiniz. Bu yaşamı nasıl yaşamak istediğiniz sizin özgür seçimiz olmalıdır. Tanrı gözünden bakan için, bu sorunun cevabı “tüm seçimlere saygı duyulur” olur. Herşey sistemin mükemmelliğinde sadece oluyordur.

Devam edecek,

Sevgiyle,

Yogini Hande

 

 

 

 

Kategoriler
Kişisel

Yüksek Benlikle Sohbetler 8 “Mutlu Bir Düşünce!”

Mutlu bir düşünce! Mutlu bir düşünce! Haydi düşün. Mutlu bir düşünce düşün. Neşe, coşku, keyif! Sevdiğin birini düşün! En sevdiğin eşyanı. Keyifli bir anı.. Mutlu bir düşünce bul. Hemen şimdi! Modunun düştüğünü hissettiğin zamanlarda içinden şunları tekrar edebilirsin. Neşe, keyif, coşku, sevinç! Kahkaha, coşku, mutluluk, sevinç, keyif, sevgi, neşe, haz, doyum.. Devam et durmadan tekrarla.. Beden kimyan, enerjin, değişmeye başlayacak. Güne buradan devam et. Akışının kolaylaştığını göreceksiniz. Tek yapmanız gereken size iyi gelen birşeyleri tekrar etmek. Sözcük bile olabilir. Bu aslında kolaydır. Zihniniz saçmaladığınızı söylemeye başladığında, ona patronun kim olduğunu hatırlatın. O sizin kullandığınız bir araç. Kendi başına düşünce getirmesine izin vermeyin. Sizin istediğiniz şeyleri düşünmesini söyleyin. O iyi bir hizmetkardır. Ve herşeyi alışık olduğu şekilde tekrar etmeye programlanmıştır. Hayatınızı değiştirmek ve kalitesini yükseltmek istiyorsanız düşünce alışkanlıklarınızın farkına varın. Bunun doğal birşey olduğunu kabul edin. Ve yeni düşünceler düşünme alışkanlığı pratiği yapın. Zihnin yapısı sizi kontrol etmesin. Siz zihninizi kontrol edin.

Hey! Bununla ilgili bir yazı yayınlamıştım.Tekerleğinden indirilen farenin özgürlüğünü kaybettiğini düşünmesi! aynı şeyi söylemeniz pek güzel 🙂

– Hala bizi ayrı düşünüyorsun 🙂 Bir düşünce alışkanlığı daha. 3D dünyada 38 yıldan sonra bu anlaşılır bir durum. Ama keninle çalışmaya devam etmelisin.

Evet daha öğrenimin ilk yıllarında başladık. Türkçe dersinde “Ben, sen o, biz, siz, onlar” diye öğrendik. “Hepimiz” diye bir kavram yok. Ama sizin bahsettiğiniz birlik kavramı bendeki Hepimiz hissine karşılık geliyor. Bunu da “Boomerits” adlı kitapta fark etmiştim. 

– Boomeritis bilinç evrelerini anlatan çok değerli bir çalışma. Çok insana hizmet etti. İnsan bir cevabı aramayagörsün. Tüm sorularınız aslında henüz siz sormadan cevaplandı.

Ya bu da güzel bir his…  Yani bir yerlerde bir şeylerin bizim için birşeyler yaptığını bilmek.. 

– Bu yapmak değil. Sizin oluş halinize göre sonsuz olandan olmak istediğiniz bilgi ile buluşuyorsunuz. Tekrar ediyoruz hayat sizden doğru olan birşey. Hem mikroya, hem makroya doğru. Merkezde siz varsınız. Herşey sizin algınız (farkındalık düzeyiniz) ve inançlarınız ile şekilleniyor.  İnançlar düşünce alışkanlıklarıdır. Yani düşünmeye alıştığınız şeyler inançlarınız haline gelir.

Devam edecek..

Sevgiyle,

Yogini Hande

Kategoriler
Kişisel

Yüksek Benlikle Sohbetler 7 “Hiçbir şey tesadüf değil”

Hiçbirşeyin tesadüf olmamasından biraz bahsedebilir miyiz?

– Tabii ne öğrenmek istiyorsun?

Heh 🙂 Netlik önemli değil mi? Yani cevap almam için net olmam lazım. Oralarda işler böyle işliyor değil mi?

– Her yerde işler böyle işliyor. işlerin işleme haline direnç oluştuğu zaman kaos gibi görünmeye başlar.

Peki tam olarak ne söylemek istediğimi biraz daha spesifik olarak ifade etmeye çalışayım. Ben hiçbirşeyin tesadüf olmadığına inanıyorum. Bu benim mikro bakış açımdan gördüğüm. Makro açıdan nasıl oluyor da hiçbirşeyin rastlantısal olmadığı bir döngü hayatın spontaneliği ve sonsuz seçenekliliğinden bu kadar düzenli işliyor?

– Makroyu algılamak istiyorsan zihninin getirdiği sınırlı bakış açılarından öteye geçmelisin. Aslında herşey kendi içinde hem makro hem de mikro bir yapı oluşturur. Bedeniniz, içinizdeki hücreler açısından bakılırsa makro bir yapıdır. Ama evrenden (uzaydan) bedeninize doğru bakarsanız bedeniniz mikro bir yapı olarak ifade bulur. Yani herşey hem mikro hem makrodur. Her mikro sistem kendi oluşunda makro düzene katkı sağlar. Mikrodan makroya doğru işler/oluş sürer gider. Yani yaşamın kendiliğindenliğinde herşey o kadar sonsuz bir araya gelme ve olma halindedir ki, artık rastlantıdan söz edilemez. İki tane iç içe geçmiş sonsuz olasılık düşünün. Bu olasılıkların ortaya çıkışı rastlantı mıdır?

İç içe geçmişlik ilginç geldi. Yani herşey iç içe mi? (Zihin sıraya dizilmiş olarak algılamaya daha yatkındır)

– Evet herşey iç içe. Bu yüzden hiçbir şey birininden ayrı değil.

Bu kavramları günlük hayatın gündelik sorunları ile örtüştürmek biraz zor oluyor. Yani herşeyin iç içe olduğunu bilmek, yarın işe gidip çözmem gereken meselelere pek yardımcı olmuyor gibi..

– Nereden baktığına bağlı.. Öncelikle hayata ve yaşadığın deneyimlere “çözmen gereken sorunlar” bağlamında yaklaşırsan, gerçeğin bu olur. Kendi gerçeğinizi kendinizin yarattığına artık uyanıyorsunuz. Siz uyandıkça bunun kanıtları da realitenizde belirmeye başlıyor. Ama önce merkezin siz olduğunu anlamalısınız. Hayat size doğru olan birşey değildir. Sizden doğru olan birşeydir. Hem mikroya hem makroya doğru. Gün içinde yaşadıklarınıza kendinizi geliştirmek için bir deneyim fırsatı olarak anlam verebilirseniz işler kolaylaşır. Yani durumlar hakkındaki algınızı değiştirmek, zihinsel egzersizler yapmak çok işe yarar. Herşeyden önce hayatı kendiniz için keyifli hale getirmeye odaklanabilirseniz. o zaman realiteniz de buna hizmet edecek şekilde olulacaktır. Yaşamla kurduğunuz bağlara, daha doğrusu “bağlamlara” bakın…

Devam edecek..

Sevgiyle,

Yogini Hande

 

 

 

 

Kategoriler
Kişisel

Yüksek Benlikle Sohbetler “6” Tamamlanma…

Birilerini değiştirmeye çalışmaktan söz ediyorduk..

– Evet. Hiç kimse hazır olmadığı bir bilgi veya bilinç seviyesine açılamaz. Gerçeği hazır olmadığı bir boyutu ile göremez, duyamaz ve algılayamaz. Başka birine kendi farkında olduğun birşeyler fark ettirmeye çalışmak nafile bir çabadır.  Birşeyler anlatma çabası  düzeltme ya da tamamlama arzusundan kaynaklanır. Bu da senin onu eksik veya yanlış gördüğünü gösterir. Oysa kimse yanlış veya eksik olamaz. Hepiniz Yaradan’ın kusursuz ifadelerisiniz. Her birey tam olması gereken yerde, olması gereken kişilikte, olması gereken bilinç düzeyindedir. Resmin tamamını görebilseydiniz çeşitliliğin getirdiği zenginliğe hayran olurdunuz. Şu anda hala pek çok insan herşeyi kendi bireyselliğine benzetme çabası içinde. Bu egonun işidir ve farkında olursanız büyük bir bilinç sıçramasına hizmet edebilir. Birini her olduğu gibi kabul etmediğinde, aslında sen Yaradan’ın o ifadesini red ediyorsun. Kendinde buna dahilsin. Kaldı ki birini değiştirmek istiyorsan bak bakalım bunda senin ne çıkarın var? O değişirse sana ne olacak? Kendinde eksik gördüğün bir parçanı (özsevgi , özdeğer, özsaygı.. vs ??) hangi parçanı tamamlamış olacaksın? Peki bu mümkün mü? Dışarıdan gelecek herhangi bir etki ile kendini tamamlanmış hissetmen mümkün değildir.  Çünkü kendinin muhteşemliğini, tamlık ve bütünlüğünü, o aradığın sevgi, saygı ya da değerin bizzat kendisi olduğunu reddetmek bizzat içeriden gelir. İçeride olan ancak içeride çözülemez mi?

Bu hastalıklarınızı ilaçla çözmeye çalışmaya benzer. Oysa hastalığınıza neden olan kendiniz hakkındaki fikirlerinizdir.  Ya da durumlar hakkındaki.. Ya da başkalarının sizin hakkınızdaki fikirleri hakkındaki fikirleriniz. Ama kaynak siz değilmiş gibi yine çözümü dışarıda arasınız. Yanardağ içeriden ısınmaktadır ama siz dışa püskürmüş lavları soğutmaya çalışırsınız. Ne kadar nafile bir çabadır..

Gözlemle kendini. Günlük hayatında sevdiğini söylediğin insanları değiştirmeye çalışıyorsan o sevgi değil tamamlanma ihtiyacıdır. “Tamamlayarak” tamamlanma ihtiyacıdır. Sen zaten tamsın. Her bir kişi tam. Tam olanı tamamlayamazsın. Kendinle ve diğerleri ile ilgili tam olmadıkları fikrini değiştirme ve içselleştirmenin zamandır. Özgür bırak, özgürleş. Bugüne kadar düşünmeye alıştığın ne varsa değiştirmeye hazır ol. Bu oyun bu yüzden zevklidir. Şimdi daha da eğlenceli olacak. Yeni yaratımların için sabırsızlanıyoruz..

–  Teşekkür ederim. İçimden bir ses bu yazıları her okuduğumda başka birine dönüşeceğimi söylüyor. 

– Bu yazılarla ilgili değil. Kendini dinlemeye başlayan dönüşecektir. Unuttuklarını hatırlayacaktır. Hatırladıkça hayat çok zevkli bir hal alacaktır. Bu yazıları okuyan herkes başka anlayışlarda olacak. Farklı anlamlar çıkaracak. Ve herkes algıladığı gerçekliği yaşadığında o düzlemden reaksiyon verecek. Çeşitliliğin getirdiği zenginliği gözlemle. Bu gerçek bir zenginliktir. Bunun idrakına varmak bolluk ve bereketinizin sırlarından biridir.

Peki.. Farkı bir gündeme geçiyorum. Bazen kendimi tıkanmış gibi hissediyorum. Yani bunun alışkanlık olduğuna biliyorum. Hani şu hep söylediğiniz “düşünce alışkanlığı” durumu sanırım..

Tıkanmanın bir tek sebebi var. Kendi değerini sorgulaman. Artık kendini başkalarının gözlerinden, fikirlerinden, dokunuşlarından tanımlama devri bitti. Tıkanmış hissetmenin sebebi artık orada enerji akışı yok. Oradan nefes çekemezsin, beslenemezsin.

Rüzgar kesildiğinde bu yelkenlinin değeri ile ilgili değildir. Rüzgarı oluşturan doğal koşulların değişmesi ile ilgilidir. Yeniden rüzgarı hissedene kadar kendinle güven içinde kalabilmelisin. Denizin ortasında yapayalnız bile hissetsen bunun senin güvenli doğan olduğunu hatırlamalısın. Yani rüzgarın şiddeti ya da nereden geleceğini düşünerek anın tadını kaçırma. Yaşamının seni getirdiği yerde tam olması gereken yer, durum ve hızda olduğunu bil. Rüzgar geldiğinde yeniden akış başlayacak. Ve rüzgar kaçınılmaz. Durmanın ve hayatın kendiliğindenliğinin tadını çıkar..

Hala öfkem birilerine yöneliyor bazen. Bu kadar çalışmaya ve farkındalığa rağmen..

– Kavga etmek zihnin bir halidir. Kendi cevap bulamayınca,  eldeki cevaplardan tatmin olmayınca etrafa saldırır. Olumsuz duyguların başkaları yüzünden olduğunu düşünmek çok kolay ve tatmin edicidir..

Devam edecek..

Sevgiyle,

Yogini Hande

Kategoriler
Kişisel

Yüksek Benlikle Sohbetler “5” Kendinize Torpil Geçin!

Farkında olmadan başkaları ile empati kurup onların duygularını taşımaya başladığımız doğru mu? Sabah enerjim çok yüksekti. Ama şu anda (öğlen) sebepsiz yere enerjimi çok düşük hissediyorum. Başım ağrıyacak gibi. Eğer bu doğru ise herşeyi kendi merkezimizden yarattığımız inancım ile ters düşüyor da başkasının etkisinde olmak…

– Evrende herşeyin bir çekim alanı vardır. Ve herşeyin yeri, durumu ve başından geçenler buradan kaynaklanır. Yani kendi merkezinden. Gezegenler gibi düşün. Güneş sisteminizin bir arada akmasının sebebi gezegenlerin çekim gücüdür. Bedeniniz için de aynı şey geçerlidir. Tüm maddeler gibi bedeninizdeki hücre ve yapı taşlarını bir arada tutan şey birbirlerine uyguladıkları çekim kuvvetidir. Yani herşey merkezden başlar, oradan değiştirilebilir ama diğer herşeyle de doğal bir ilişki içindedir. Yakınlarınızdakilerin frekanslarından (titreşim seviyelerinden) etkilenmeniz bu nedenle mümkün ve doğaldır. Burada önemli olan şudur ki, karşında negatif (düşük) frekanslı biri varken senin kendi ayarlarını manuel olarak kontrol etmen gerekir. Ama bunun için dikkatini kendi duygularına ve kendi içine yöneltmiş olman gerekir. Oysa siz dikkatinizi dışarıya yönlendirmeye alışıksınız. Dışarının farkına varmak ve orayı keşfetmek kadar kendi iç dünyanıza mesai ayırabilseniz duygularınız, frekansınız, düşünceleriniz ve realiteniz çok değişir. Hatta siz kendinizi o kadar iyi hissetmeye ayarlayabilirsiniz ki karşınızdaki negatif insan farkına varmadan kendini size uyumlanmış bulur. Ve ortaya harika yeni bir senaryo çıkar. Diğerlerinin etkisi altında kalacağına inanmak “kurban” bilincinin bir uzantısıdır. Siz kendinizin farkında olduğunuz ve ne hissedeceğinizin kararını kendi elinizde tutacak kadar merkezinizde kalıp, gücünüzü kendi elinize aldığınızda bu konu kendiliğinden çözülür.

Buradaki bir yanılgı da başkalarını iyi hissettirmeye uğraşırken aslında kendi neşe ve coşkunuzdan olmanızdır. Birini inanmadığı birşeye ikna etmeye çalışmak kişinin kendisinde dönüp bakması gereken bir alışkanlığını gösterir. Kendini iyi hissetmek için başkalarının da senin gibi hissetmesi ya da düşünmesine ihtiyacın olduğunu gösterir. Konuyu bu tarafından al ve açık veya üstü kapalı olarak “Acaba ben başkalarını değiştirmeye çalışıyor muyum? sor kendine. Bunu yaparken enerjin (frekansın) düşmüş ve kendini yorgun hissetmeye başlamış olabilirsin. Senin yolun insanlara kendileri olabilecekleri alanı sağlamaktan geçiyor. Buna niyet ettin ve bunun pratiğini yapıyorsun. senin gibi çok insan var. Bu güzel bir seçim..

–  Sen benim iç sesim olduğun için kendime torpil geçip, kendi kendimi övüyormuş gibi hissettim :))

Eee öyle olduğunu varsayalım. Bu neden kötü olsun ki? Siz insanlar iç sesinizi, kalbinizin sesini bastırmaya, kendinizle ilgili iyi şeyleri masaya koyduğunuzda kendinizi kötü hissetmeniz gerekiyormuş, şımarıklık ediyormuş gibi hissetmeye garip bir alışkanlık edindiniz. Kendi kendini övmekten daha sağlıklı bir durum yoktur. Haydi şimdi başlayın. Gözlerinizi kapatıp, kendinizle ilgili güzel şeyler söylemeye başlayın. zihin hemen aksine gidebilir, dirence geçebilir (bu ne ya çok saçma diyebilir) sorun yok. İnatla güzel şeyler söylemeye devam ve birazdan gevşek bir gülümseme gelecek yüzünüze ve beden kimyanız değişmeye başlayarak, rahatlayacak. Aşık olduğunuzdaki gibi bir his. Hem de kendinize.. Bu hayattaki en güzel hislerden biridir…

Devam edecek…

Yogini Hande