Kategoriler
Kişisel

Yüksek Benlikle Sohbetler 16 “Kendi Merkezinize Başkalarını Koymayın”

– Yani anlıyorsun değil mi? Herşey kendinizi ve diğerlerini yanlış yerleştirdiğiniz bir algı düzleminde bir kaosa dönüşüyor. Biz diyoruz ki “kendi yaşamınızın, yaşadıklarınızın, fikirlerinizin ya da  durumlarınızın merkezine kendinizi koyun. Diğerlerinin yaşamlarının, yaşadıklarının, fikirlerinin ya da durumlarının merkezine ise kendinizi koymayın.”

Çok basit bir örnekle açıklamak gerekirse; reddedilme korkusunu ele alalım.. Biri sizi seçmediğinde aslında olan şey onun beklentileri ile sizin örtüşmemenizdir. Ve onun beklentileri tamamen karşınızdaki kişi ile ilgilidir. Oysa siz, sizi reddetme sebebini kendinizin yeteri kadar çekici olmaması, güzel olmaması veya bazı fazlalıklarınız (çok konuşmanız, fazla kilolarınız vs) olduğunu düşünürsünüz. Onun evreninin, kararlarının, zihnini merkezine kendinizi koyarsınız. Oysaki onun yaşamı/evreni tamamen onun ekseninde dönmektedir, sizin değil. Sizin açınızdan bu durumun anlamı, biri sizi seçmediğinde sizin nasıl hissettiğinizdir. Çünkü bu da tamamen sizinle ilgilidir. Karşı taraf ile hiç ama hiç ilgisi yoktur. O nedenle her insan benzer durumlarda farklı hissedebilir. Birinin çok çekici bulduğunu, diğeri bulmayabilir. Çünkü hepiniz kendi evreninizin merkezisiniz. Ama bu denklemi yanlış kurunca;  tüm iç dengeniz bozulur ve hakikati gözden kaçırırsınız…

Sevgiyle,

Yogini Hande

Kategoriler
Kişisel

Yüksek Benlikle Sohbetler 15 “Ne istediğini bilmemek”

Bana lütfen söyler misiniz, ne istediğini bilmemek nasıl bir düşünce kalıbıdır Allah aşkına? İnsan ne istediğini nasıl bilemez? Ama bazen aynen böyle oluyor işte.. Bilmiyorum gibime geliyor..

–  Öncelikle herhangi birşeyi “bilmediğiniz” bir alan yoktur. Bu bilmemek, (fikir ya da bilgi ya da beceri anlamında) bir şeylerden eksikmişsiniz kafasından çıkın artık. Konu bilmek ya da bilmemek değil. Konu algıladığınız noktadan görebildiğiniz seçeneklerin hiçbirine doğru çekilmiyor gibi hissetmeniz. Ne yöne doğru gideceğiniz hakkında içinizde bir itici güç (ilham) oluşmadığında, buna “bilmemek” diyorsunuz. Sanki bir yerlerde bunu öğrenmiş olmalıydınız da, şimdi de o bilgiyle hareket ediyor olmalıymışsınız gibi.. Ama bunu yapmadığınız için birşeyleri beceremiyor ya da eksikmişsiniz gibi..

Ya aslında tam durduğunuz yer doğru yerse? Ya bugün, bu an harekete geçmemek doğru ise? Ya hayalinize sizi götürecek olan senaryo, henüz oturup da zihninizde oluşturduğunuz ihtimallerden biri değilse? Ya aslında olmak istediğiniz kişi olarak hissetmek için, önce durup kendi içinizde kendinizle hizalanmanız gerekiyorsa?

“Ne yapmak istediğini bilmemek” nasıl da güzel uydurulmuş bir kavram bakar mısınız.. Bir şeyi istediğinizde, bunu bilmemenin bir yolu yok. Şimdi başlasanız yapmak istediklerinizin listesi akşama kadar bitmez. Sizin sorununuz bunları şu anda yapmak istememeniz olabilir. E bu da çok normal değil mi? Her an bir şeyler istemek zorunda mısınız yani?

Artık bu hiçbir yere varmayan ve sırf kendinizle uğraşıp, meşgul gözükmek için tekrarlayıp durduğunuz ifadeyi lugatınızdan çıkartın. Çünkü siz ne istediğinizi biliyorsunuz. Öncelikle mutlu hissetmek istiyorsunuz. Mutlu, huzurlu, neşeli, keyifli, coşkulu, sağlıklı, bolluk ve bereket içinde hissetmek istiyorsunuz. Çünkü (çoğunuz) artık biliyorsunuz ki bunların 3D dünyada gerçeğiniz olabilmesi için, önce kendi  duygusal dünyanızda sizin bunlara sahip bir insan olmanız gerekiyor. İç dünyanızda mutlu iseniz, daha fazla mutluluk hissedeceğiniz deneyim yaşarsınız, olayları mutlu deneyimlersiniz. (Aşık olduğunuz ve kendi kendinize sırıtıp durduğunuz bir sabah, trafikte bir araçla çarpıştığınızda vereceğiniz tepki ile eşinizle kavga edip öfkeyle çıktığınızda aynı kazaya vereceğiniz tepki çok değişir ve bu da günün tüm geri kalan senaryosunu değiştirir) Böylece daha çok mutluluk ya da mutsuzluk yaratırsınız kendiniz için, biliyorsunuz.. Aynı bunun gibi iç dünyanızda zengin iseniz, daha fazla zenginlik deneyimleyeceksiniz, biliyorsunuz. İç dünyanızda başarılı iseniz, daha fazla başarı deneyimleyeceksiniz, biliyorsunuz. Kendiniz için bu dünyada kendinize dokunabilir iseniz, başkalarına da dokunabileceksiniz biliyorsunuz..

Kendi durağanlığınızda, kendi sessizliğinizde mutlusunuz diye kendinizi suçlu hissetmek de ne demek? 2150’de yaşıyor olsaydınız hiç de böyle hissetmeyecektiniz. Evet, bu yazı size anlamlı geliyorsa, siz içsel olarak 100 yıl ileride yaşıyorsunuz. Dünyanın o hale gelmesi için, birilerinin önden bu role girmesi gerekiyordu.. Ve siz bunu seçenler arasındasınız 🙂

O yüzden kendinize eziyet etmeyi bırakın. Bedeninizin tadını çıkarın. Hangi eylemler, hangi sohbetler, hangi kişiler, hangi filmler, hangi kitaplar, hangi hobiler, hangi işler iyi hissettiriyorsa, onlara doğru yönelin, onları seçin ve onlara odaklanın. O zaman kendiliğinden çoğalacaklar, onlardan daha fazla deneyimleyeceksiniz, göreceksiniz…

Zorunda hissettiğiniz şeyi yapmayı seçmeye o kadar alışıksınız ki; bir zorunluluk doğurup onunla varolduğunuz senelerce.. Artık zorunluluk diye birşey yok. Ölüp gideceğiniz ve her şeyi geride bırakacağınız bu geçici dünyada, ne zorunlu olabilir ki? Hayatın tadına hemen şimdi, nerede, ne yapıyor olursanız olun, derin bir nefes alarak varabilirsiniz. ve her nefesinizin bir mucize olduğunu hatırladığınızda, size nefes aldıran evrensel güç ile yeniden bağlantı kurduğunuzda, hayatınızın geri kalanında istediğiniz her şeyin mucizevi bir şekilde size geleceğinden emin olabilirsiniz.

Sevgiyle,

Yogini Hande

 

Kategoriler
Kişisel

Yüksek Benlikle Sohbetler 14 “Anlıyorsun değil mi?”

-Anlıyorsun değil mi?

Evet anlıyorum.. 40 yaşında yeniden doğuyorum sanki.. Bundan önceki bütün bildiklerimi unutarak, beynimdeki tüm öğrenilmiş bilgileri kazıyarak.. Aslında dünyaya yeni geldiğimde beynimiz nasıl da hazırmış bütün bunları öğrenmeye. Çocukluğumuzdan beri kendimize baskı yaparak, fabrika ayarlarımızı değiştirmek için elimizden geleni yapmışız. Ne uğruna? Tabi ki çok değerli şeyler uğruna.. Hayatta kalmayı bir bilenden öğrenebilmek uğruna.. O bilen kişilerin takdirini kazanabilmek kendimize güvenebilmek adına. İlk önce ebeveynlerimizi biliyor sanmışız. Sonra öğretmenlerimizi. Sonra arkadaşlarımızı. Sonra toplumu. Sonra onlar bizim iç sesimiz olmuş, kendimizi biliyor sanmışız. Aslında onlar da kendi ebeveynlerinden öyle öğrenmişler. Sonra kendi öğretmenlerinden, sonra arkadaşlarından, sonra toplumlarından. Sonra onların da iç sesleri kendi ebeveynleri, öğretmenleri, arkadaşları ve toplumlarının söyledikleri olmuş ve kendilerini biliyor sanmışlar. Yani onlar da bizim gibi “sanmışlar”. Onlardan öncekiler de ve öncekiler de.. Böylece herkes kendi “sanrılarını” hakikat sanıp :)) kendinden sonra gelene aktarmış. Ben kendi adıma bir en son gelen olarak ne yapabilirdim ki? Gerçekten de biliyormuş gibi görünüyorlardı 🙂

Ama olmadı, olmadı, olmadı! Benden öncekiler kanalından gelen bilgiler beni bir türlü tatmin etmedi, etmedi, etmedi! Ben de kendi adıma, önce birşeyleri gözden kaçırıyor olduğum hissinin peşinden giderek neleri gözden kaçırdığımı anlamaya başladım. Bir son gelen olarak, kendimden sorakilere ne aktaracağımı bilinçli olarak seçmeyi istedim. Ve öğrendiklerimi değil keşfettiklerimi aktarmaya karar verdim. O yüzden bu okuduklarınız biraz aykırı, biraz delice, biraz saçma hissettiriyor. Çünkü beynimizin standart düşünme alışkanlıklarının dışında şeyler yazıyorum. Sadece yazmakla kalsam iyi, ben böyle yaşıyorum ayol :))

Tabi ilk motivasyon birilerine ne aktaracağım değildi. İnsan bilmediği şeyi bilmediğini anladığında büyük bir karanlık aydınlanmaya başlıyor. İlk motivasyon kendime aktarılan bilgiyi ve geldiği kanalı değiştirebilmek oldu. Yani ebeveynler, öğretmenler, arkadaşlar ve toplum kanalı itinayla kapatıldı. Çünkü bilginin geldiği kanalı seçersem o zaman bilincimi istediğim yönde harekete geçirebilirdim. Evet doğru duydunuz “bilmediğimizi bilmediğimiz bir alan var” ve orada müthiş bir keşif sahası bizleri bekliyor.  Farkındalık alanımızla ilgili bir arkadaşım bana harika bir bilgi vermişti. 4 temel alan var.

  1. Bildiğini bildiğin (Mesela Türkçe konuşmak. 4 işlem yapmak. “Bunları bildiğini bildiğin” bir alandasın)
  2. Bildiğini bilmediğin (Mesela iyi resim yeteneğin var, ama kalemi eline alana kadar farkında değildin.)
  3. Bilmediğini bildiğin (Mesela İspanyolca bilmiyorsan bunun farkındasın. Yani “ne bilmediğini bildiğin” alandasın)
  4. Bilmediğini bilmediğin (İşte burası tam bir kör nokta, karanlık oda. Yok hükmünde. Öyle bir alan ki bilmediğini bile bilmiyorsun. O zaman burada farkındalığın hiç yok. Yani sayı değeri “0”.

Bak bakalım hangi bilgi senin için bu alanlardan hangisinde duruyor? Senin bilincin bu alanlardan hangisinde daha yoğun yaşıyor?

O yüzden şimdi neden yeniden doğuyormuş gibi hissettiğimi, belki pek çok kişinin benzer durumlarda bulduları gündelik çözümlerle bir türlü harekete geçemediğimi, bildiğim cevaplarla ezbere günlere uyanmayı reddedip, çok riskli görünse de her olayda kendimin yeni bir parçasını deneyimlemeyi.. Kendime açıklayabiliyorum. Yani bir çocuk gibi gerçekten.. Herşeyi yeniden öğrenen..

Ve size büyük ihtimalle çoğu kişinin bilmediğini bilmediği bir bilgi vereyim mi? Hayatı her an kendiniz yaratıyorsunuz. Herşeyi ama herşeyi kendiniz yarattınız ve her an yaratmaya devam ediyorsunuz. Farkında olanlar hayatlarını bilinçli olarak kontrol edebilmeye ya da en azından bunun üzerinde çalışmaya başladı bile.. Yani başında söylediğim gibi. Artık anlıyorum.. Ve biliyorum benim gibi anlayan çok kişi var. Her gün daha da çok..

Sevgiyle,

Yogini Hande

Kategoriler
Kişisel

Yüksek Benlikle Sohbetler 13 “Kendi Doğanıza Kulak Verin”

Bilin ki; nasıl tiyatro sanatçıları sahneye çıkmadan önce oynayacakları rolün karakterini iyice çalışır, repliklerini güzelce ezberler, diğerleri ile olan ilişkilerinin ne olduğunun aslında tiyatroyu izleyenlere bir duygu yaşatmak için olduğunu bilirler.. İşte biz de size diyoruz ki; siz de bu dünyaya oynayacağınız role girmeye geliyorsunuz. Ama burada doğaçlama bir oyun sergileniyor. Ve oyunun izleyen izleyiciler yine sizsiniz. Her zaman senaryoyu, kendiniz daha eğlenceli ve mutlu olacağınız şekilde değiştirmek için rolünüzü değiştirebilirsiniz. O yüzden değişimden, değişmekten korkmayın. Nasıl ki siz bebekken bebek odanız vardı, çocukluğa büyüdüğünüzde çocuk odanız oldu. Sonra ergenliğe girdiğinizde artık çocuk odanız sizi yansıtmıyordu ve dekoru kendi kimliğinize göre değiştirmenin yolu açıldıysa… Nasıl ki her kimlik dönemine göre kıyafet tarzınız, arkadaşlarınız, gittiğiniz yerler kendiliğinden çabasızca ve iyi hissettirerek değiştiyse..  Her zaman, her konuda aslında aynı süreç işlemektedir. Ama önce siz duygusal olarak olgunlaşmanıza ve yeni sizin ortaya çıkmasına izin vermelisiniz. Bunun getireceği çatışmaları doğal karşılayın ve acıya ve kaybetme korkusuna tutunmak yerine büyümenin ve değişimin keyfine odaklanın. 

Zaten engelleyemezsiniz ama biz diyoruz ki; içinizdeki değişime değişen parçaya direnmeyin. Nedense yetişkin olduktan sonra, hep aynı işi yapıp, her gün aynı şeyleri tekrarlamanın daha garanti bir hayat olduğuna inanıp, hep aynı döngülerin içinde kalmaya çalışıyorsunuz. Oysa ki bu tutum sizi bebeklikten çocukluğa, çocukluktan ergenliğe geçmeyi engellemeye çalışsaydınız nasıl mutsuz, sağlıksız ve yaşamın doğal akışı ile uyumsuz kılardı idiyse, yetişkinlikte de işte size tam olarak aynı şeyi yapıyor. Sizi hayatınızın doğal akışı (HY: Burada doğal olgunlaşma, gelişim ve değişim ihtiyacımız kastediliyor) ile uyumsuz kılıyor.

Artık sizin için  neşenize, keyfinize, coşkunuza hizmet etmediğini hissettiğiniz şeyleri değiştirmek için gönüllü olun. Bu harika başlangıçtan sonra, izin verin bu gönüllü olma haliniz, sizi mutlu hisseden bir insan yapsın. Göreceksiniz ki önce siz farklı hissetmeye başlayacaksınız. Sabah mutsuz gittiğiniz işinize mutlu bir insan olarak gitmeye başladığınızda, aynı çocukken odanızın dekorunun değişmesi gibi, hayat sizin yaşadığınız dekoru da değiştirecek. Birazcık zaman verin sadece ve bütün bunlar olurken, oyunu izleyen parçanızla da bağ kurup, onun gözünden hayatınıza bakıp, olduğunuz yerin sadece eğlenmeye geldiğiniz bir tiyatro sahnesi olduğunu görün. İzleyin ve hep şunun bilincinde kalın: İçinde olduğunuz senaryo ve dekoru değiştirmeniz için kendi oynadığınız rolü değiştirme şansınız her zaman var. Yaşamın ilk yıllarında bebeklikten çocukluğa, oradan ergenliğe, oradan da yetişkinliğe geçerken buna direnmiyordunuz ve etrafınız da sizi destekliyordu.  Sonra değişimi kapatmak isteyen sistemin bir parçası oldunuz. Artık kimse sizi değişmeniz (duygusal büyümeniz) için desteklemediği gibi tam tersi cezalandırıyor.. İşinizi kaybetme, gelirinizden olma, sevdiklerinizin sizi artık kabul etmeyeceği, sevmeyeceği, onların istediği gibi biri olmayacağınız için yalnız ve terk edilmiş kalacağınız inancı.. Bunların hepsi size öğretildi. Ama gerçek bunların çok ötesinde.. Şimdi sizi çağıran doğanıza kulak verin. Oyunu izleyen parçanızla bağlantı kurun. Ve kim olmak istediğinizi özgürce seçin. Çok ama çok keyif alacaksınız. 

Sevgiyle,

Yogini Hande

Kategoriler
Kişisel

“Yüksek Benlikle Sohbetler 12” Bildiğin cevabın peşine takıl!

-Neden bazen hep olumsuzluk görüyorum? Neden bazen hiç yapıcı ve yaratıcı olamıyorum?

– Varsaydığın şeyleri sorunun içinde görüyorsun değil mi? Neden “böyleyim” dediğin her “böyle” kendin hakkındaki inancındır. Ve biliyorsun ki kendin hakkındaki her inancın, sadece kendin hakkında fazlaca pratik edilmiş/tekrar dilmiş  bir düşüncedir. Biyolojik olarak bir nöron-snaps bağlantısından başka birşey değildir. Biliyorsun ki birşeye inanmak için onun kanıtına ihtiyacın yok. O zaman birşeyi kanıtlamadan da öyle olacağını bilebilirsin/inanabilirsin. Bunu olumsuz tarafta çok deneyimledin. Henüz kanıt olmadan “olmayacağını” düşünmeyi seçtin. Demek ki henüz kanıt olmadan bir şeyin “olacağını” da düşünmeyi seçebilirsin. Arada bir seçim farkı kadar mesafe var. Sonra da yeni seçimini güçlendir. Her defasında yeniden düşünerek, kanıt olmadan/görünmeden/henüz ortaya çıkmadan olduğuna/olacağına inandığın çok şey var öyle değil mi? Bütün dünya onların tersini söylerken sen nasıl kendi bildiğine inanıp onu yaratıyorsun? Ve yaşam da seni destekliyor?

-Hislerime güveniyorum. İçimde inandığım şeylerin gerçek olduğu ile ilgili yoğun bir duygu oluyor. Ve kanıtları da hep geldi arkasından..

– O zaman yine bulmak istediğin cevaplara ait sorular sor. Yani cevabın gerçekliğinden şüphe etmeden.. Bugüne kadar hep bildiğin/ hissettiğin sana iyi geleceğine inandığın cevabın peşinden gittin ve nasıl olacağı ile ilgili düzenlemeler yaşamdan geldi değil mi?

–  Evet..

– O zaman bildiğin cevabın peşine takıl. Ama yolda herşeyin nasıl olacağını büyük planı kimin düzenlediğine inanıyorsan ona bırak.

Devamı gelecek..

Sevgiyle,

Yogini Hande

 

Kategoriler
Kişisel

Ya değilse?

Ya değilse? Ya göründüğü gibi değilse? Ya duyulduğu gibi değilse? Ya seninle ilgili sandığın hiçbir şey seninle ilgili değilse? Ya ölüm son değilse? Ya hastalık felaket değilse? Ya sana öğretilen hiçbir şey öğretildiği gibi değilse? Ya kötülük kötü değilse? Ya iyilik iyi değilse? Ya değişiyorsa her bakış açısına göre?

Uzuuuuun sessizliğimden sonra 2020 üzerine bir yazı yazmamak olmazdı..

Kutuplaşmanın bu kadar ileri seviyesini daha önce yaşamış mıydık bilmiyorum. Bazı kaynaklar 2021’in daha da kutuplaşma getireceğini söylüyor. Şenlik var desenize 🙂

Bütün mesajlar aynı şeyi söylerken; şimdide kal, akışta kal.. Kendine iyi geleni seç.. Senin için olmayan bir başkası içindir.. Hoşuna gitmeyen şeyleri yargılamadan bırakmayı becer artık eyyyyy insanoğlu insan! Kazançlar ve kayıplar (gibi görünen), sevgi ve nefret (gibi görünen) yapım aşamasında (gibi görünen) pek çok gündem ile.. Devam ediyorum yola..

2020’ye bakınca.. Kah sevgi, kah korku görüyorum insanların gözlerinde.. Sözlerinde..

Ama söyleyin bana şimdi.. Ya göründüğü gibi değilse? Ya duyulduğu gibi değilse? Ya başkasının gözlerinde gördüklerimiz, korku da.. sevgi de.. kendimizden başkası değilse? Ne kadar özgürleştirici bir his Ya Rabbim! Aydınlanma dedikleri buna uyanmak olsa gerek! Hayat zihnimizin içinde dostum.. Ve bütün konu zihnini ne kadar kontrol edebildiğinde..

Ne hoş geldin 2020.. Ne hoş geçtin.. Çünkü biliyorum ki artık hiçbir şey göründüğü gibi değil.. Hiçbir şey duyulduğu gibi değil.. Bana öğretilen hiçbir şey öğretildiği gibi değil.. Doğum başlangıç değil.. Ölüm son değil.. Hastalık felaket değil.. Kayıplar kayıp, kazanlar kazanç değil.. Hayat hiç de öğrendiğimiz gibi değil.. Hayat çok “kendi ne düşündüğümüzde..” Hayat kendi zihnimizde.. Sevecek ya da korkacak kendimizden başkası yok.

Hiç olmadı ve hiç olmayacak..

Sevgiyle,

Yogini Hande

Kategoriler
Kişisel

Yüksek Benlikle Sohbetler 11 “Ticaret ve Para”

(Bu yazı biraz devamı niteliğinde başladığı için önce YBS 10’u okumanızı tavsiye ederim. İyi yolculuklar!

– Peki ya alım – satım? Yeni bir fikrim veya hizmetim veya ürünüm varsa para istemek yanlış mı? Kaynaklar “diğerkam hizmetten” bahsediyor. Yani karşılık beklemeden hizmet vermenin bilinç seviyesinin yüksek bir noktası olduğundan bahsediliyor. Ama düşününce sanki insanın ortaya çıkardığı bir hizmet ya da ürüne bir değer biçmesi gerekiyormuş gibi hissdiyorum. 

– “Bir değer biçmek gerekmesi” o şeyin zaten olduğu hali ile değersiz olduğuna, ancak siz bir değer biçtiğinizde değerli olacağı inancından gelir. Bir zamanlar tarihinizde bunu “köle” dediğiniz insanlara bile yaptınız ve bu normal karşılanıyordu. O insanların değerini yok sayıp, maddi bir değer atfedip ticarete konu yaptınız. O dönemde bunun normal ve doğru olduğu kabul ediliyordu. Bu durumların bilinç seviyesi ile ilgili olan kısmı şudur. Bilinç seviyesi yükseldikçe insan diğer şeylerin sadece varoldukları için değerli olduklarını (hatta bu değere paha biçilemeyeceğini) bilir. Sonuçta herşey evrenleri yaratan gücün bir parçası ve uzantısıdır. Hiç birşey ondan ayrı değildir. Parçaların işlevi farklı olabilir. Ama bu onların değeri ile ilgili değildir. Form olarak farklı olmak ve yaradılışa çeşitlilik kazandırmak için vardır herşey. Bir kaya parçası ile bir elmas parçası arasında evrensel anlamda bir değer farkı yoktur. Ama “ticaret” dediğiniz oyunda değerleri “parasal karşılığı” belirler. Parasal karşılığı neyin belirlediği ise tamamen farazi bir algı oluşturma durumudur. Bütün piyasalarınız ve alım satım hareketlerinizin yönünü, diğerlerinin alış mı yoksa satış mı yapacağı yönündeki algınız belirler. Bu algıyı da para kazanma ya da kaybetme kaygınız. Bu kaygınızı da bunun farkında olan bir kısım insan yönetir. Para icad edildiğinde sadece herkesin ihtiyacı olduğunu düşündüğü şeyi değiş tokuş edebilmesi için ortaya çıkmıştı ve harika bir hizmetkardı. Birşey aldığınızda karşılığında sizde olan, ama satıcının ihtiyacı olmayan birşey vermek yerine para verdiniz. Ve bu herkesin işini çözdü.  Ama siz parayı patron yaptınız ve siz onun hizmetkarı oldunuz. Bu para ile istediğiniz şeyi değiş tokuş etme realitesinden çok uzaklaştı. Para için fedakarlık etmeye, kendinizden, isteklerinizden, hayallerinizden ödün vermeye başladınız. Herhangi birşeye ihtiyacı olduğu inancı ile birşey yapmak zorunda hissetmek yüksek bilinç seviyelerinde desteklenmez. Burada daha önce bahsettiğimiz üzere kendinizi “iterek” bir yapma hali vardır. Oysaki eylemleriniz ve verdiğiniz kararlar kendinize iyi gelen hisleri izlemeye başlayabildikçe, kendinizi birşeylere, biryerlere çekiliyormuş hissiyle ortaya çıkacaktır. İkisi arasındaki farkı duyabiliyor musunuz?

Devam edecek..

Sevgiyle,

Yogini Hande

Kategoriler
Kişisel

Yüksek Benlikle Sohbetler 10 “Bilgiyi Tescillemek!?”

(- Bu sohbet ben bir soru sormadan başladı.. Kalemi olduğu gibi teslim ettim, buyrun…)

– Bir bilgiyi tescilleyip onu sadece bir kişi ya da kuruma ait kıldığınızda (ki bu pratikte asla mümkün değildir ve bunu o bilgiden gelecek kazancın sadece hak sahibine ait kalması ve kontrol altında tutulması amacıyla yapıyorsunuz) kendi genişleme potansiyelinizi kendi kendinize sınırlıyorsunuz.

Eğer dünya gezegeni adına biri sizden telif hakkı isteseydi, hiçbiriniz, renkleri kullanabileceğiniz sanat eserleri, doğa resimleri ortaya çıkartmak istemezdiniz ve yaşam ne sıkıcı olurdu… Doğanın size sunduğu kaynaklar üzerinde, toprak üzerinde, su üzerinde hak iddia etmeye başladığınızda da dengeler bir şekilde bozulmaya başladı…

Gördüğünüz gibi herşey, bireysel çıkarlarınız doğrultusunda kazanç elde etmek, bunu kaybetmemek ve kontrol etmek ihtiyacınızdan geliyor. Siz bir bilgi edindiğinizde o bilgi sizinle bütünleşir. Sizin algınızdan geçtiği şekle girer (tezahür eder). Neticede bilgi de bir enerjisel titreşimdir. Sizden yine size has olarak çıkar ve sizinle rezonans halindeki canlılara ulaşır. Bu bilgi onlara ulaştığında da, aynı şekilde onların frekansı ile tezahür eder (yani onların anlayışı ile) ve yine onlara has bir hale gelip, onlar aracılığı ile ulaşabileceği kişilere iletilir. Böylece kimsenin taşıdığı bilgi, aslında bir diğerininki ile tıpa tıp aynı değildir. Kendi parmak izinizi tescilletmek gereği duydunuz mu hiç? İşte size gelen (kaynağı neresi olursa olsun) bir bilgi artık siz olur, sizin parmak iziniz gibi sizin bu dünyadaki bir ifadeniz olur. Ama siz aynılaşmaya, birbirinize daha çok benzemeye çalıştınız ve bunu birbirinizi “taklit etmek” diye ifade ederek aslında gerçekte tehdit olmayan bir durumu tehditmiş gibi yaşamaya başladınız. Bir düşünün; çocuğunuz resim yapmayı öğrenirken, bir resmin üzerine karbon kağıdı koyup çizgilerin üzerinden geçtiğinde ona kızıyor musunuz? Burada orijinal resmin sahibi çıkıp da “Benim resmimi taklit etti – ki aslında bu bir seviyede ilham almaktır – “Bu kopya resmi derhal yok etmeli, bunun için ceza ödemeli” dese çocuğunuzun gelişimini engellemiş olmaz mı? Dahası çocuğun yaptığı kopya, gerçek resmin değerini düşürüp ulaştığı kitleyi etkileyebilir onu beğenenleri çalabilir mi?  Bir kere; orijinal resmi yapanla, çocuğun resmini çizen arasındaki bilinç farkı bu iki eserin ulaşacağı kitleyi çok değiştirecektir. Basitçe, çocuğunuzun resmi, kendi ifadesi (çocukluğu) ile yalnızca çocuklara hitap edecektir. Düşünün ki; sizin taklit dediğiniz her iş arasında, o işleri ortaya çıkaranların bilinci ve frekansları kadar fark vardır ve ulaşacağı kitleler (az ya da çok) farklıdır. Siz hala kitlelerinizi cinsiyet, yaş ve ilgi alanlarına göre sınıflandırıyorsunuz. Oysa aynı yaş, cinsiyet ve ilgi alanlarına sahip insanların algıları ve frekansları arasında büyük farklar olabilir.

Bu şekilde davranmaya sizi, kendinizi birşeylerden korumanız gerektiği bilgisi itiyor. Oysa kendinizi hiçbirşeyden korumaya ihtiyacınız yok. Parmak izinizi korumaya/sakınmaya ihtiyacınız olmadığı gibi. Korumaya çalışmak yerine, potansiyellerinizi daha fazla ortaya çıkartmaya doğru yol almak çok daha zengin/bolluk içinde (hem manevi hem maddi) bir hayatın kapılarını açacaktır.

Burada bir de para ile ilgili bir açıklama yapmak istiyoruz. Paranın dolaşması ile ilgili herhangi bir sorun yoktur. Paranın dolaşması için ne kadar çok sebep yaratırsanız, o kadar zengin hissedersiniz. Siz paranın gelip mümkünün olduğunca siz de durması gerektiğine ya da size geldiği kanaldan başkasına ne kadar az akarsa o kadar zengin olacağınıza inanmaya başladınız. Para değiş tokuş edildiği sürece değerlidir. Tüm bu “bilgiyi kendine ait kılma ve kullanım haklarını kontrol etmeye çalışma” bilgiyi paylaşmaktan kazanılacağı hesaplanan para ve itibar ile ilgilidir.

Oysa gerçekte parayı getiren şey o kanalı açan bilgiyi (veya ürün, hizmet… vs her ne ise) ortaya çıkaran kişinin bu konudaki becerisi, yaratımı, frekansıdır. Dolayısıyla zaten o kişinin koruması gereken birşey yoktur. Kaynak kendisidir. Kendi yaratım gücünün farkına varan insan, hayatındaki kayıpları da kendi yarattığının farkına varacaktır. Başkasından ilham alınarak paylaşılan ya da geliştirilen bir bilginin, ilham alınan kaynağın ifadesi ile paylaşılması yerinde ve herkese haz verecek bir durum/biçim olmaz mı? Bir başkasına ilham olma hissi, o kişinin kendi yaratıcılığına giden yolunda bir açılım/vesile/kanal olma hissi dünyadaki en güzel hislerden biridir..

Devam edecek,

Sevgiyle,

Yogini Hande

Kategoriler
Kişisel

Yüksek Benlikle Sohbetler 9 “Yönünüzü Kaybetmiş Hissettiğinizde…”

Bazen insan yönünü kaybetmiş gibi hissediyor. Böyle zamanlarda ne tavsiye edersiniz?

– Yönünüzü kaybettiğiniz ve nereye gideceğinizi bilemediğiniz hissi kendi hayatınızdaki herşeyin merkezi olduğunuzu unuttuğunuzda ortaya çıkar. Hayat sizden doğru değil de, size doğru akan bir şeymiş gibi algılamaya başladığınızda… Zihninizdeki bu düşünce tarzını tersine çevirmeden tam olarak merkezlenmiş hissedemiyorsunuz.

Yön duygusu dünya realitesi ve 3 boyut algısına ait bir duygudur. Uzayın ortasında olduğunuzu hayal edin. Sizce orada bir yön var mı? Evrende hiç birşey bir diğerine doğru harekete geçmez ama evrendeki herşey birşeyleri kendine doğru çeker. Böylece çekme ve çekilme vardır. Siz ise kendinizi bir yere doğru itmeniz gerektiğini düşünüyorsunuz.  Böyle düşünmeniz son derece normaldir.  Sisteminiz sizleri böyle eğitti çünkü böyle genel bir algı vardı. Ama artık bu algıyı değiştirme zamanı geldi. (Burada kendi merkezimizden yaratıma girmemiz kastediliyor. Bir çekim noktası olduğumuzu unuttuğumuzdan.. Ve bilin bakalım neyi kendimize doğru çekiyoruz? Dikkatimizi verdiğimiz ve odaklandığımız şeyleri!)

– Yani kendinizi itiştirmeyi bırakın mı diyorsunuz? Böyle oturup bekleyelim mi?

– Eğer oturup beklerken neyi beklediğinizi tam bilincinde olabilecekseniz (zihinsel ve duygusal olarak) evet oturup bekleyin. Zira bir amaç doğrultusunda hareket ederken çoğu zaman iyi hisleriniz ile çekildiğiniz şeyleri yapmıyorsunuz. Aslında olumsuz, pek iyi hissettirmeyen bir zorunluluk duygusu ile harekete geçiyorsunuz. Bu da “birşeye çekilmek” değil kendinizi birşeye doğru “itmek” oluyor. Diyoruz ki iyi hislerinizi aktif tutarak çekildiğiniz şeyleri yapmaya özen gösterin. Mümkün olduğunca arttırın. Zamanla yeni alışkanlığınız bu olur ve yaşam realiteniz buna göre yeniden düzenlenir.

Peki olumsuz duygular ya da zorunluluk hissinden nasıl kurtulacağız? MFÖ’nün bir şarkısı vardı, aklıma geldi şimdi: “Erken kalkmak  meeecburen, işe gitmek meeecburen, mecburen mecburen, mecburiyetten…”

– Siz değiştikçe şarkılarınız da değişecek. (Kendi yazdığın şarkı sözlerini hatırla 🙂 ) Tüm şarkılarınız sizin dışınızdaki durumlardan ve özellikle aşk söz konusu olduğunda hep diğerinden bahsediyor. Hiç içe yönlendiren şarkı sözü duydun mu? Son derece az sayıdadır.

Olumsuz duygular ve zorunluluk hissinden kurtulmak için ilk yapmak gereken şey onları yapmayı bırakmaktır. Zihin birşeyi bilmek için bir referans noktasına ihtiyaç duyuyor. Kısacası “ne istemediğini bilirsen, ne istediğini bilirsin” Hal böyle iken sen ne istemediğine odaklanırsan onu yaşamaya başlarsın. Negatif bir duygu o anda sana iyi gelen yolundan çıktığının bir göstergesidir. Kendini daha iyi hissettiğin bir seçim yapma zamanı geldiğinin bir sinyalidir o kadar.. Oysa siz o duyguların içinde kalıp, rakı masaları kurup şarkılarla daha da derinleşmeyi seçiyorsunuz. Bunlar hakkında hiçbir yargı yoktur. Tüm deneyimler kutsaldır. Ama hayattan daha fazla zevk almak için size acı değil zevk veren düşünceleri takip etmeniz, düşüncelerinizi bilinçli olarak seçmeye başlamanız lazım. Ve bu yoldan ilerlemeyi seçen ruhlar için şu anda tarihinizde hiç olmadığı kadar çok kaynak, bilgi ve yol gösterici var. Burada dikkat etmeniz gereken şey, artık yeni enerjide bir öğreti ya da bir lideri desteklemek/izlemek desteklenmemektedir. Herkesin kendi gücüne uyanması esastır ve sizi kendi iç gücünüze yönlendiren öğreti ve rehberleri seçmeniz yerinde olacaktır.

Farkındaysanız bu soru cevap akışı bile kendi içinde bir kutupluluk sergiliyor. Sorunun içinde kalıp kaybolup gidebilirsiniz. Ama “soru” cevap için bir “indikatör”, bir yol açıcı. Ve her cevap yeni bir soru için aynı işlevi görüyor. İşte negatif duygular da aslında aynı böyle. Pozitif duygulara doğru  bir “indikatör”, bir yol açıcı. Tabi orada kalıp bir ömür geçirebilirsiniz. Bir sebepten cevabını bulmak istemediğiniz bir soruyu/cevabına alan açmadığınız bir soruyu ömür boyu sorup durmak gibidir bu..

Peki diyelimki böyle yaptık. O zaman ne olur?  

–  Seçimleriniz hakkında yargılara sahip olan sadece sizlersiniz. Bu yaşamı nasıl yaşamak istediğiniz sizin özgür seçimiz olmalıdır. Tanrı gözünden bakan için, bu sorunun cevabı “tüm seçimlere saygı duyulur” olur. Herşey sistemin mükemmelliğinde sadece oluyordur.

Devam edecek,

Sevgiyle,

Yogini Hande

 

 

 

 

Kategoriler
Kişisel

Yüksek Benlikle Sohbetler 8 “Mutlu Bir Düşünce!”

Mutlu bir düşünce! Mutlu bir düşünce! Haydi düşün. Mutlu bir düşünce düşün. Neşe, coşku, keyif! Sevdiğin birini düşün! En sevdiğin eşyanı. Keyifli bir anı.. Mutlu bir düşünce bul. Hemen şimdi! Modunun düştüğünü hissettiğin zamanlarda içinden şunları tekrar edebilirsin. Neşe, keyif, coşku, sevinç! Kahkaha, coşku, mutluluk, sevinç, keyif, sevgi, neşe, haz, doyum.. Devam et durmadan tekrarla.. Beden kimyan, enerjin, değişmeye başlayacak. Güne buradan devam et. Akışının kolaylaştığını göreceksiniz. Tek yapmanız gereken size iyi gelen birşeyleri tekrar etmek. Sözcük bile olabilir. Bu aslında kolaydır. Zihniniz saçmaladığınızı söylemeye başladığında, ona patronun kim olduğunu hatırlatın. O sizin kullandığınız bir araç. Kendi başına düşünce getirmesine izin vermeyin. Sizin istediğiniz şeyleri düşünmesini söyleyin. O iyi bir hizmetkardır. Ve herşeyi alışık olduğu şekilde tekrar etmeye programlanmıştır. Hayatınızı değiştirmek ve kalitesini yükseltmek istiyorsanız düşünce alışkanlıklarınızın farkına varın. Bunun doğal birşey olduğunu kabul edin. Ve yeni düşünceler düşünme alışkanlığı pratiği yapın. Zihnin yapısı sizi kontrol etmesin. Siz zihninizi kontrol edin.

Hey! Bununla ilgili bir yazı yayınlamıştım.Tekerleğinden indirilen farenin özgürlüğünü kaybettiğini düşünmesi! aynı şeyi söylemeniz pek güzel 🙂

– Hala bizi ayrı düşünüyorsun 🙂 Bir düşünce alışkanlığı daha. 3D dünyada 38 yıldan sonra bu anlaşılır bir durum. Ama keninle çalışmaya devam etmelisin.

Evet daha öğrenimin ilk yıllarında başladık. Türkçe dersinde “Ben, sen o, biz, siz, onlar” diye öğrendik. “Hepimiz” diye bir kavram yok. Ama sizin bahsettiğiniz birlik kavramı bendeki Hepimiz hissine karşılık geliyor. Bunu da “Boomerits” adlı kitapta fark etmiştim. 

– Boomeritis bilinç evrelerini anlatan çok değerli bir çalışma. Çok insana hizmet etti. İnsan bir cevabı aramayagörsün. Tüm sorularınız aslında henüz siz sormadan cevaplandı.

Ya bu da güzel bir his…  Yani bir yerlerde bir şeylerin bizim için birşeyler yaptığını bilmek.. 

– Bu yapmak değil. Sizin oluş halinize göre sonsuz olandan olmak istediğiniz bilgi ile buluşuyorsunuz. Tekrar ediyoruz hayat sizden doğru olan birşey. Hem mikroya, hem makroya doğru. Merkezde siz varsınız. Herşey sizin algınız (farkındalık düzeyiniz) ve inançlarınız ile şekilleniyor.  İnançlar düşünce alışkanlıklarıdır. Yani düşünmeye alıştığınız şeyler inançlarınız haline gelir.

Devam edecek..

Sevgiyle,

Yogini Hande